Stratoliner suya indi

  • 09/10/2012 00:12

 

Havacılık teknolojisinde umut verici gelişmelerle birlikte 1930'ların ikinci yarısında DC-3 gibi ekonomik uçak tasarımları ortaya çıkmaya başlamıştı. Yeni kurulan havayolları bu uçaklar sayesinde para kazanmaya başlıyor, hava taşımacılığı gelişiyordu.
Ancak kabin basıncı olarak adlandırılan sistemin olmayışı nedeniyle yolcu uçakları en çok 3 bin metreye çıkabiliyordu. Yapılan araştırmalar yüksek irtifadaki uçuşlarda, uçakların daha hızlı uçabildiklerini ve daha az yakıt harcadıklarını ortaya koyuyordu. 1930'ların uçaklarının bugünkü modern jetler gibi yüksekten uçabilmesi için dışarıda eksi 57 dereceyi kabinde hissettirmeyecek çok iyi izolasyon, azalan hava oranı nedeniyle yolcunun rahat nefes alması için de oksijen sistemi gerekiyordu. Ayrıca oluşacak basınç farkına kabin dayanmalıydı.
KABİN BASINCI
Boeing mühendisleri uzun süren çalışmalar sonrasında kabin basıncı sistemini gövdeye yerleştirmeyi başardılar. Ortaya o günkü modellerden çok farklı, geniş gövdeli bir uçak çıkmıştı.
Boeing uçağın resmi adını Stratoliner olarak belirlese de çalışanlar 307'ye 'Uçan Balina' adını takmışlardı. İlk uçuş 31 Aralık 1938'de gerçekleştirildi. Uçağa; TWA beş, PanAm dört ve dönemin en zengin işadamı Howard Hughes da bir sipariş verdi. İlk teslimat, İkinci Dünya Savaşı arifesinde Temmuz 1939'da PanAm Havayolları'na gerçekleştirildi.
PanAm'ın 'Uçan Bulut' olarak adlandırdığı uçak Miami ve Florida'dan Latin Amerika ülkelerine uçmaya başladı.
Yaklaşık 7 bin metreden uçabilen 307, DC-3'lerden çok daha hızlı gidebiliyordu. Geniş kabin sayesinde tam yatan koltuklar, kadın-erkek ayrı tuvaletler yolcuya inanılmaz bir konfor sunuyordu. TWA, 307'leri New York-Los Angeles arasında uçuruyordu. Tam 14 saatte gerçekleştirilen bu uçuşla 307 iç hatta kullanılan ilk dört motorlu uçak ünvanını alıyordu.
Boeing 307'nin hizmete girmesinden bir ay sonra Almanlar Junkers Ju86P keşif uçağını imal etti. 13 bin metreye çıkabilen Ju86P ilk kabin basınçlı askeri uçak oldu.
Howard Hughes için imal edilen model, özel motorları sayesinde çok daha yüksek irtifalara çıkabiliyordu. İçi özel olarak tasarlanan 307, 'Uçan Penthouse' olarak adlandırılmıştı. Bu uçak 1964'te yerdeyken fırtına nedeniyle ciddi olarak hasarlandı. Daha sonra kanatları kesilerek yat haline getirildi. 1994'te bu uçak şeklindeki yat yeniden restore edildi.
SAVAŞTA UÇTULAR
Amerika İkinci Dünya Savaşı'na girince Boeing 307'ler askeri kamuflaj renklerine boyandı ve sivil uçuş ekibiyle birlikte malzeme-asker taşıdı. Boeing şirketi 307'den edindiği tecrübe ile uzun menzilli bombardıman uçağı B-29'u tasarladı. Kabin basınçlı bu uçak özellikle Japonya'nın bombalanmasında ciddi bir rol oynadı, atom bombalarını attı.
Savaşın bitmesiyle terhis olan uçaklar tekrar havayollarındaki görevlerine geri döndü. 307'ler 1950'lerin başına kadar TWA ve PanAm'da uçtu.
Bu uçakların sonraki durağı Güney Amerika'daki havayolları oldu. Ekonomik ömürlerini tamamlamaya başlayan Boeing 307'ler birer birer hizmet dışına çıktı.Toplam 10 adet üretilen Boeing 307'lerin sonuncusu , Laos'ta 1986 yılında uçtu.
TALİHSİZ KAZA
Yaklaşık bir yıl başarıyla uçan Boeing 307, 22 Mart 2002'de test uçuşu için Seattle yakınlarındaki Paine Havalimanı'ndan kalktı. Uçuş ekibi Boeing'in Test Pilotları Richard 'Buzz' Nelson, Mike Carriker ve Uçuş Test Mühendisi Mark Kempton ile kimliği açıklanmayan bir gözlemciden oluşuyordu.
Havalandıktan sonra uçak Paine Havalimanı'nda iniş-kalkış çalışmaya başladı. Dördüncü inişten sonra tekrar havalanan uçak irtifa alıyordu. Bu sırada pilotlar kuleye sağ iç taraftaki 3 numaralı motorun durduğunu söylediler. İniş için daha yakındaki 737 ve 757 uçaklarının test edildiği Boeing Havalimanı'na doğru döndüler. Bu sırada duran motor çalıştırıldı ancak iki dakika sonra tekrar durdu.
Pilotlar iniş yapmak için uçağın iniş takımlarını açmak istediler. Bilinmeyen bir sorun nedeniyle iniş takımları açılmadı. Bainbridge ve Vashon Adaları arasında bekleme yapan pilotlar iniş takımlarını açmak için manuel sistemi devreye soktular. Tam bu sırada bilinmeyen bir nedenle uçağın kalan üç motoru da durdu.
Pilotlar Batı Seattle açıklarına 307'yi denize indirdiler. Dört kişilik uçuş ekibi hemen Sahil Güvenlik tarafından kurtarıldı. Uçak ertesi gün özel bir vinç ile sudan çıkarıldı. Yapılan ilk incelemede uçağın suya çok başarılı indirildiği ve ciddi bir zarar görmediği saptansa da tuzlu suyun zarar verici etkileri tüm gövdeyi etkilemişti.

O sadece 10 tane üretilen Boeing 307 Stratoliner'ın bugüne kadar gelebilen tek örneğiydi. Getirdiği yepyeni kabin basıncı teknolojisiyle yolcu uçakları binlerce metre yüksekliğe çıkabildi. Bu sayede menziller uzadı, süratler arttı, yolculuklar kısaldı. Boeing 307'den sonra nice pervaneli, jet motorlu uçaklar imal edildi. Ama o hiç unutulmadı. Tek kalan Boeing 307 'fanatikleri' sayesinde 1930'ların sonunda imal edildiği yuvası Seattle'da restore edildi, yeniden doğdu. Ama bu güzel rüya bir yıldan az sürdü. Talihsiz bir arıza Boeing 307 Stratoliner efsanesini Elliot Körfezi'ne gömdü.
UÇAKLAR SUYA İNER Mİ?
Uçaklar acil durumlarda suya inebilecek şekilde tasarlanmıştır. Gövde yapıları nedeniyle uçaklar suyun üzerinde 20-30 dakika batmadan kalabilir. Havacılık tarihinde motor durma, yakıtının bitmesi gibi bir çok nedenle suya başarıyla inmiş uçaklar vardır.
İKİNCİ HAYAT
Bir grup Boeing çalışanı 1994'te Amerika Tucson Arizona'daki uçak mezarlığında bir 307'ye rastladı. Kısa bir araştırmadan sonra bu uçağın 1986'da emekli olan Boeing 307 olduğu anlaşıldı. Amerika'nın en büyük havacılık müzesi Smithsonian Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi ile irtibata geçen grup uçağın restorasyonuna karar verdi. Uçak karadan Mart 1995'te Boeing'in ikinci imalat ünitesine geldi. Boeing 307 bundan yaklaşık 56 yıl önce burada imal edilmişti. Boeing'ten emekli olmuş 30 işçi restorasyona başladı. Orjinal parçalar tek tek dünyanın dört bir tarafından toplandı. Kabin 1930'lu yıllardaki çizgilerinde yeniden yapıldı. Tam altı yıl süren çalışmalar tamamlandıktan sonra uçak ilk kullanıcı olan PanAm renklerine boyandı. Boeing 307'nin ilk gösterisi Oshkosh'taki binlerce uçağın katıldığı 'Air Venture 2001'di. Ancak bir yıl sonra yaşanılan bu kaza, kalan son uçağın gökyüzünden çekilmesine neden oldu.