Suriye'ye mecburi iniş yapan Türk pilotu!

  • 26/08/2013 12:09

Bu anı, H.Oğuz Barut’un kendi kaleminden anılarını yazdığı “Bir Pilotun Seriüven Dolu Anıları” kitabından alınmıştır. Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk jet pilotlarından olan Barut, 1941 yılında Kara Harp Okulu’nu bitirdi. Uçuş eğitimini 1942-44 yılları arasında İngiltere’de aldı. 1950-51 arasında ABD’ye jet eğitimine gönderilen 8 Türk pilotundan biriydi. 1960 yılında yarbay rütbesinde emekli oldu. Uzun yıllar ABD, Vietnam ve Afrika’da pilotluk yaptı…

Adana’da eski meydandayız (Şimdiki havayolları tarafından kullanılan Şakirpaşa Havalmanı). O zaman İncirlik Meydanı yoktu. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Genel Kurmay Başkanı’nın Gaziantep’e geleceği mesajı geldi. İrtibat uçağı ile bir pilotun Antep pistine gidip pistin başını ve sonunu kireçle işaretlemesini istiyordu. Ben İrtibat Kıtası Komutanı olduğum için bu görev bana verildi.

Gaziantep’te bir pistin olduğunu dahi bilmiyordum, Hiç kimse de bilmiyordu. Ben “En iyisi her gün Ankara-Adana seferini yapan Devlet Hava Yolları Pilotu Hayri Hoca’yı bekleyip ona sorayım” dedim. Çünkü en yaşlı pilottu ve her yeri bilirdi.

Saat 11.30 da uzaktan göründü. Zamanın hava yolları uçağı “DRAGON” çift motorlu ve çift kanatlı, sabit tekerlekli 11 kişilik bir uçaktı. Toroslar’ı geçemediği için Gülek Boğazı’ndan gelirdi...

Hemen hayri hocayı yakaladım. “Aman ocağına düştüm hocam! Bana Gaziantep pistini şu haritaya işaret ederek tarif eder misin?... Epey düşündükten sonra “Hatırladım!” dedi. Gaziantep’e gel, güneye bir yol gider. Yolu takip et, 5-10 Km. sonra hemen kenarında kırmızı topraktan ufacık bir pist göreceksin. Eğer üzerine bir şey eklememişlerse orada duruyordur.” dedi. Çok sevinmiştim...

Çift kanatlı “GOTHA” uçağı ile ilgili gidecektim. Çift kanatlı üzeri açık, 2 kişilik bir uçaktı. Yanıma makinisti de alarak bir teneke toz kireçle havalandık.

Go-145 tipi eğitim uçakları, Alman Gotha şirketi tarafından tasarlanmıştı. Eğitim amacıyla tasarlanan bu uçaklar, Birinci Dünya Savaşı'nın önemli Alman uçak imalat şirketi Gotha'nın 1933'te açılmasının ardından ilk tasarladığı modellerden biriydi. Türk Hava Kuvvetleri'nde temel eğitim uçağı olarak seçilen Go-145'ler, Türkiye’de lisans altında Kayseri Tayyare Fabrikası'nda imal edildi. İlk 3 uçak Almanya’dan getirilirken, kalan 43 uçaktan sonuncusu 1939'da teslim edildi. (Fotoğraf: www.tayyareci.com)

MACERALI YOLCULUK BAŞLIYOR

Gavur Dağlarına kadar dümdüz deniz yolunu takip ederek geldik. Ama uçak 5-6 bin feet’in üzerine tırmandığı için ya tren yolunun geçtiği vadiyi izleyecektik. Yahut İskenderun’u dolaşıp, dağların öbür tarafına geçecektim. Ben, Bahçe Kazasından vadiye daldım. Bir sağa, bir sola derken arka tarafa ovaya çıktık. Olsa olsa bir baş tutup uçmaya başladık. Bir süre sonra bir şose yol gördük. Bu yol Gaziantep’ten başka bir yere gitmezdi...

Nihayet 1 saat 45 dakika sonra Antep göründü. O zaman doğu şehirleri şimdiki köy görünümünde idiler. Apartman falan yoktu. Hemen güneye giden yola yanaştık. Hakikaten 10 km. sonra piste benzer bir şey gördük. Başı sonu belli değildi ama, kırmızı toprak, 15 metre genişliği olan dümdüz bir iniş yeri... Bayağı da uzun.

Etraftaki durumlardan rüzgarı anlayıp inişe geçtik. 100 metre olmadan durduk. Uçağı pist içinde bırakarak aşağı atladık. Önümüzde kocaman bir çukur vardı. Bakınca toprağın altında asfalt görünüyordu. Ayağımdaki botlarla pisti kazıyınca, altının asfalt olduğunu gördüm. Halbuki Antep’te hiçbir zaman asfalt pist yapılmamıştı. Mahdut sayıda meydanımız vardı.

Biraz ötede birkaç kadın ve bir erkek tarlada çalışıyorlardı. Onlara doğru yaklaşıp, burasının neresi olduğunu sordum. Bana “Burası Suriye. Şu ilerideki tepenin arkasında AZEZ kazası var. Burası Türkiye hududuna 3-5 Km.” dedi... Güzel Türkçe konuşuyordu. Belki de Türk’tüler.

Bana, “Siz hemen buradan gidin. Sizin inişinizi AZEZ deki askerler görmüştür. Yakalanmak istemezsiniz, kalkın gidin!”...

Emekli Hava Pilot Yarbay H. Oğuz Barut, Türk Hava Kuvvetleri'nin ABD'ye eğitime yolladığı ilk 8 pilottan biriydi... 

HEMEN GİDİN BURDAN!

Makiniste “Sen pervaneyi çevir. Ben hemen biniyorum”... Fakat hava o kadar sıcaktı ki motor bir türlü çalışmıyordu. 5 dakikadır uğraşıyoruz... Nerede ise vazgeçiyorduk ki, motor hemen aldı. Çabuk atla, arkaya atlar atlamazda ben gazı açtım. Minder paraşütleri bağlamaya takmaya vakit yoktu. Çünkü, uzaktan bir jip görünmüştü. Uçakta tekerlek yerine demir bir pabuç olduğu için, sürat zor artıyor, fakat levyeyi zoraki ileri verdim. Kuyruk kalkmak üzereyken önüme iki metre genişliğinde bir çukur çıktı.

Gazı, pedalı kullanarak, sıyırdım ama sürat düşmüş, uçak bir türlü yerden kesilmiyordu. Ama uzun sürmedi. Bu sefer önüme çıkan çukurdan kaçamadım. Sol tekerler çukurda kaldı. Uçak pist dışına fırlayıp, öbür tekerlekte kırıldı... Meğer Fransızlar terk ederken piste çukurlar açıp, tahrip etmişler... Zaten jip de gelmiş, bir Subay ve bir Er inip, yanıma geldiler. Subay “Ben mülazım Ahmedi, geçmiş olsun” dedi ve bizi AZEZ kazasına Kaymakama götürdü.

YAKALANIP KAYMAKAMIN KARŞISINA ÇIKIYORUZ

Kaymakam babacan bir adamdı. Türkçe konuşuyordu. Bize Kahve Mırra ikram etti. “Emir aldım, sizi Halep’e göndereceğim. İçişleri Bakanlığı istemiş dedi... Bir saatte jiple Halep’e geldik. Emniyet Genel Müdürünün karşısına çıkardılar. Genç bir adamdı. Türkçe bilmiyordu. Bizim mülazım tercümanlık ediyordu. “Neden Suriye’ye indiniz? Resim çektiniz mi? Uçakta fotoğraf makinesi var mı? Casus musunuz?” diye abuk subuk sorular sordu. Ben: “Bakın daha 6 ay önce Fransızlardan kurtuldunuz ve şimdi hürsünüz. Biz sizin komşunuzuz. Sizden başka hepsi Türkçe konuşuyor. Sizin neyinizin resmini çekiyim. Şayet Havacılıktan anlayan biri varsa onunla konuşayım. Siz anlamıyorsunuz. “Aralarında Arapça konuştular. Tabi o zamanlar aralarında Havacılıktan anlayan kimse yoktu...

“Sizi şimdi otele götüreceğiz. Oraya yerleşin. Fakat şehri terk etmeyin.” Dedi. Ben: Konsolosluğa bildirin. Türkiye’ye haber versinler. Bizim buraya mecburi iniş yaptığımızı söylesinler.” Dedim...

Otele geldik. 4. sınıf bir otele benziyor. En iyisiymiş. Hemen Konsolosu aradık. “Karasapan” soyadında bir hariciyeciymiş. Ama Halep dışında imiş. Yardımcısıyla konuştum. Durumu anlattım ve o da durumu Ankara’ya bildireceğini söyledi... 1 saat sonra ziyaretime geldi Suriyeliler, Fransızların çekilmesi ile kendilerine bir aşağılık duygusu gelmiş. Herkese böyle hoyratça davranıyorlarmış...

İkinci gün otelde salonda oturuyorduk. Resepsiyondan bize telefon olduğunu söylediler. Hemen koştum Türkçe olarak aynı eski filmleri seslendiren Ferdi Tayfur gibi bir aksanla “Ben Mülazım Naci. Sayın devlet ikinci Başkanı Miralay (albay) Reşit Beyin yaveriyim. Bu akşam sizin için zabitan yurdun da (Ordu Evinde) bir yemek verecekler. Saat 18.00’da gelip sizi alırım.” dedi.

Ben, “Çok teşekkür ederiz ama kılık kıyafetimizi pek müsait değil. Bizi mazur görün” deyince “Biz sizin durumunuzu biliyoruz. Önemli değil. Zamanında gelirim” dedi.

Gotha Go-145'ler önce Hava Eğitim Alayı'nda eğitim görevlerinde kullanıldı. 1943'ten itibaren bu uçaklar İngiliz yapısı açık kokpitli Magister ile değiştirilmeye başlandı. Hava Kuvvetleri personeli tarafından "Gotha" olarak bilinen bu uçaklar, hava alay ve taburlarında eğitim irtibat amacıyla kullanılmak üzere farklı birliklere dağıtıldı. 1947'den itibaren de hizmetten çıkarıldı. İki kişilik uçuş ekibine sahip uçakta, Argus AS10C tipi motor kullanılıyordu. 240 beygir gücüne sahip bu motor, uçağı saatte en fazla 212 kilometre hıza çıkartıyordu. Türkiye'de üretilen modellerde 2 adet 7,92 mm'lik makineli tüfek de bulunuyordu.

MECBUREN YEMEĞE KATILIYORUZ

Üzerimizde yazlık keten lacivert pantolon ve lacivert gömlek. O zamanlar yazlıklar böyleydi... Hemen Makinistime “Hadi pantolon ve gömleğini çıkar, yatağa gir. Şunların bir çaresine bakalım” dedim. Otelden birin çağırıp, hemen bunları yakayıp ütületmelerini, saat 5.30’da mutlaka getirmelerini söyleyip, ekledim: Başkanın davetine gideceğiz... Tabi o zaman akan sular durdu... Saat tam 18.00’da bizim Mülazım Naci, Kumandanın arabası ile geldi. Otelden ayrılışımız görülecek şeydi; herkes selamda... Fransızlar çekilince, bütün tesisler bunlara kalmış. Bir sürü tenis kortu ama kim oynayacak bilmem...

Büyük bir masa hazırlanmış 10-15 kişilik ağaçlar altında. Henüz kimse gelmemiş. Ağacın altında bir Amerikan Bar var. Bizi oraya götürdü. “Burada birer bira içelim, 5-10 dakika sonra herkes gelir” dedi. Biz biralarımızı içiyorduk ki, ayağında çizmeler kırbaç şaklatarak orta yaşlı bir subay geldi. Halep Garnizon Kumandanı imiş. Ben Kaymakam (Yarbay) Salim diyerek kendini tanıttı. Güzel Türkçe konuşuyordu. “Abe Naci, çocukların karnını bira ile doldurma” diye takıldı... Sofraya buyur edildik. Ben Albay Reşit’in sağına, soluna da Makinist oturdu. Genellikle rakı ve bira içiliyor. Konuşmalar hep Türkiye üzerine oluyor. Ben özgürlüklerine kavuştukları için tebrik ettim. Fakat onlar çok kinayeli konuşup, Türkiye’den kendileri için böyle bir günde bekledikleri ilgiyi görmediklerini söylediler... Ancak içkiler üst üste içilmeye başlayınca susmak bilmiyorlardı...

Yaşlılar, yüzbaşı, binbaşı, yarbay gibi üst rütbedenkiler “Bizler hep Türk Harbiyesinde yetiştik. Damarlarımızda Türk kanı taşıyoruz. Bizleri özgürlüğe siz alıştıracaksınız. Bizi himayenize alın. Aramızda hudut bile gerekmez” gibi sözlerle epey heyecanlandılar... Ben kimdim ki bunları söylüyorlardı? Şaşırıp kaldım...

Yemekten sonra Garnizon Kumandanı bize şehri gezdirdi. Fransızlardan kalan bir gece kulübüne götürdü. Bütün yapılanlara bir kez daha teşekkür ederek, otelimize bırakıldık.

HAVA KUVVETLERİ’NE RAPOR GİDİYOR

Ertesi gün trenle hareketle Adanaya döndük... Aradan 1-2 hafta geçince nasıl oraya indiğimiz ve nasıl kaza yaptığımız hakkında Hava Kuvvetlerine gönderilmek üzere bir rapor hazırladım... Ayrıca Suriye Askeri İdaresinin Türkiye’ye gösterdikleri sempati ve bizden ilgi beklediklerini bildiren bir not koydum ve Grup Kumandanlığına verdim. Onlar da Hava Kuvvetleri Komutanlığına gönderdiler...

Ama raporum geri tepmiş olacak ki bir müddet sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığından: “Teğmen, çizmeyi aşmışsın” diye 7 gün hapis geldi...