78 yaşında bir havacılık çınarı Yılmaz Candelen...

  • 24/11/2012 23:26

 

Yılmaz Candelen, 1934 Kırklareli doğumlu. Kara Kuvvetleri Birlikleri ve Havacılık Okulu’nda 20 yıl, sivil havacılık işletmelerinde ise 38 yıl olmak üzere, yaklaşık 59 yılını havacılığa vermiş bir meslek âşığı. Mesleği, en kestirme ifadeyle uçak teknisyenliği. Peki, 78 yaşındaki Yılmaz Amca’yı farklı kılan nedir? İşte bu sorunun cevabı biraz uzun…Kimdir?

Kırklareli Sanat Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Kara Kuvvetleri Havacılık Okulu’nu üstün başarı belgesiyle tamamlar. 1952-1973 yılları arasında Ankara’da Kara Kuvvetleri Birlikleri ve Havacılık Okulu’nda uçak teknisyenliği, helikopter teknisyenliği ve simülatör öğretmenliği görevlerinde bulunur. Teknisyen olarak görev yaparken, bilgi ve tecrübesini artırmak için yurt dışına gitmek ister. Dil okulu mezunu olmadığı için bu isteği ilk önce kabul edilmez. Fakat hırslıdır Yılmaz Candelen. Kendi çabasıyla İngilizceyi öğrendiğini söyleyerek ısrar eder. Komutandan kabul alır. Ve mülakatı geçerek Almanya’ya gitmeyi başarır.

Almanya’da aldığı eğitim, başarısını bir kez daha ispatlar niteliktedir. Eğitimin sonunda, simülatör öğretmeni olarak “excellent” (mükemmel) derece ile mezun olur. Okulun tarihinde bir ilktir bu. Amerikalı komutan, “Bu gençle ne kadar iftihar etseniz azdır.” der Yılmaz Astsubay’ın komutanına. Orduya döndükten sonra buradaki görevine simülatör öğretmeni olarak devam eder.

Ve emeklilik zamanı gelir. 3 Mart 1973 tarihinde kendi isteğiyle emekli olduktan sonra bir sivil havacılık firmasında servis şefi olarak görev yapar ve 1974 yılında yine aynı görevle Adana’da, o zamanki adıyla TARKİM A.Ş.’de çalışmaya başlar.

1980 yılında ise şirketi devralarak şimdiki binasını ve hangarını dizayn edip inşa ettirir. 14 yıl boyunca da şirketin hem sahibi hem yöneticisi hem de uçakların tamir ve bakımında en yetkili kişisidir. Aynı zamanda, satın aldığı yedi tane uçağıyla zirai ilaçlama işini de yürütür.

HEM TEKNİSYEN, HEM PİLOT, HEM YÖNETİCİ

Bünyesinde çalışan pilotlar, teknisyenler ve diğer görevlilerin yaptıkları işi onlardan daha iyi bilecek kadar dillerinden anlar ve ekibiyle aynı dili konuşabilmek için kendisini sürekli geliştirmeye gayret eder. 1980 yılında, 46 yaşındayken hususi pilotluk lisansı alarak hem bu amacını gerçekleştiren hem de uçaklara olan tutkusuna yeni bir boyut kazandıran Yılmaz Bey, birkaç sene sonra ticari pilot lisansını da alır.

Şirketin başına geçtikten sonra Almanya’da fabrikasında eğitim gördüğü Piper uçaklarının onaylı servis merkezi olarak Piper adına tam yetkili bir şirket hâline gelir. Ayrıca Lycoming motor servisi yetkisini alarak bütün Avrupa’daki Lycoming motorlarının revizyonlarında yetkili olur. Taktığı motora 10 yıl garanti verdiyse ve bu süre içerisinde motor arıza yaptıysa asla anahtar vurmaz motora. Yenisiyle değiştirir.

Kendisine yeni nitelikler kazandırma hevesi hiçbir zaman sönmez. Alanıyla ilgili olarak, genç yaşından başlayarak her türlü eğitimi almaya gayret eder. Pilotluk lisansları ile hava aracı bakım lisansının yanı sıra yurt içinde ve Avrupa’dabirçok kursa da katılır. İngilizce, helikopter, Piper uçakları bakımı, Lycoming motorları, Cessna uçakları, Cessna öğretmenliği, Lycoming uçak motorları revizyonu, türbinli motor bakımı, uçak bakımında insan faktörleri, depolama yöntemleri, teknolojik gelişmeler, uçak yakıt tankı emniyeti, JAR 66, EASA Part M ve EASA 145 gibi çok çeşitli kurslar ileçeşitli kalite ve denetim eğitimlerine katılır. Aldığı eğitimlere zekâsını ve kişisel yeteneklerini de katarak her birinde ayrı ayrı ihtisaslaştığı teknisyenlik, pilotluk ve yöneticiliği özgün bir şekilde harmanlar ve ortaya Canavar Yılmaz Candelen çıkar.

NASIL MI?

Canavar Yılmaz Candelen Türkiye’de bir ilke imza atan Yılmaz Bey, Piper uçaklarının gövde, iniş takımı, motor sehpası, ilaç deposu, benzin deposu ve kaportalarının kalıplarını yapar, helikopterlerin bakımını yapar. O dönemin imkânlarına ve teknolojisine göre oldukça önemli bir başka büyük başarısı ise, kazaya uğrayan uçakların kısa zamanda onarılarak çalışmasını sağlamaktır. Birçok şeyin insan gücüyle yapıldığı, şimdiki gibi makinelerin olmadığı bir dönemde, o kadar kısa sürede, öyle arızaları tamir eder ki, Canavar lakabı tam ona göredir.

Çalışmaz raporu verilen uçakları çalıştıran, uçuşa elverişlilik onayları veren Yılmaz Bey’in tamir edemediği uçak neredeyse yoktur. Nice teknisyenlerin haftalarca gideremediği arızaları o bazen yarım saatte giderir.

SEN BURADAYSAN, BİZİM DENETİMİMİZE GEREK YOK

İş yerinde disiplini öyle bir oturtur, işleri öyle profesyonelce yürütür ki, Sivil Havacılık’tan gelenler denetleme bile yapmazlar, ona son derece güvenirler. “Sen buradaysan bizim denetlememize gerek yok. Sen zaten bizden fazla denetliyorsundur burayı.” derler. Kalite konusunda bir hayli bilinçli ve donanımlı olan Yılmaz Bey, şirketinde sadece pilotlara değil, şoförü ve depocusu için bile talimat yazar, görülecek bir yere yapıştırır.  Fahri olarak kaza kırım raporları hazırlar ve raporları hemen onaylanır. Eksper olarak da yardımcı olur. Tamir ettiği uçaklar arasında Türkiye’de daha önce hiç bakımı yapılmamış olan uçaklar da vardır, deniz uçakları da.

Ayrıca Adana’da Havacılık Kulübü kurar ve başkanlığını yapar. Havacılık dersleri de verdiği bu kulüpte, aldığı yetkiyle, pilotların standart kontrollerini yapar. Kulübe üye olan gençlerin yarışlara katılması için onları finanse eder, kendi uçak tutkusunu onlara da aşılamaya gayret eder.

KOKPİT'E DE KONUK OLDU

“Who is Who” isimli biyografik sözlüğün 1985-86 Türkiye basımında biyografisi yer almış olan Yılmaz Bey’le seneler evvel Kokpit isimli televizyon programı da bir röportaj yapar. Mobil teknisyen İlaçlama yapan uçaklarından biri arızalanınca ya da başka teknisyenlerce tamir olunamayan veya uçağını tamir ettirmek için sadece ona güvenen kişiler kendisine ulaştıklarında hemen kalkıp motosikletine atlar ve arızalı uçağa anında müdahale eder. Daha sonra minibüsle yapar bu işi. Sonrasında ise şahsi uçağına atlayıp arka koltuğa takım çantasını attığı gibi havalanır ve gidip arızalı uçağı onarıp döner bir çırpıda. Uçakları tamir ederken de kullanırken de iş yerini yönetirken de hep disiplinli, çevik ve profesyonelce hareket eder. Belki de, iş yerindeki ekibi tarafından hâlen şaşkınlıkla ve övgüyle bahsedilen bu özelliğidir onu diri tutan. “Ben tayyaremle yollara inerdim, kanalların kenarında tren rayları gibi kıvrılarak uçardım. Görenler şaşırırdı.” diyor o günleri anlatırken.

Türkiye’nin çeşitli şehirlerine, uçakların tamiri için davet edilir. Motosikletiyle, minibüsüyle ya da uçağıyla gidemiyorsa kendisine uçak bileti gönderilir ve yolcu uçağıyla gidip işini yapar. O bir taraftan benzin deposunu, iniş takımını, kalıpları, ilaç depolarını yaparken bir yandan da dolaylı olarak, bu işler için harcanacak olan maliyetin artmasına ve yurt dışına çıkmasına engel olur.

TECRÜBESİNİ UÇAĞA YANSITTI

Yılmaz Bey’in belki de en önemli özelliği, Türkiye’de hiç de alışılmış bir şey olmayan; önüne getirilen boş bir iskeleti yeniden uçağa dönüştürmek… Parçaların birleştirilmesi, takılması, kaplanması ve test aşamalarıyla sıfırdan bir uçağı imal etmek…

Kazaya uğramış olan, hatta yanmış ve yalnızca iskeleti kalmış olan uçakların iskeletini kalıba koyup onarır ve âdeta sıfırdan imal eder. Bu şekilde neredeyse sıfırdan yaptığı beş uçağı olan Yılmaz Candelen, bunlardan üçünü satar, ikisini de kurucusu olduğu Havacılık Kulübü’ne verir. Ve yaptığı uçaklar hâlen faal durumdadır. Zamanla bu revizyon işini daha da ileriye götüren Yılmaz Bey, kalıp da imal etmeye başlar. İspanya’dan kalıp planı getirip yapar. Piper PA-25 için getirdiği kalıbı, PA-18 ve PA-36’yı da yapacak hâle getirir.

TC-CYC UÇAĞI

Yılmaz Bey’in hurda hâlindeyken alıp dauçağa dönüştürdüğü, bunu yaparken de orijinalini korumayıp yepyeni bir model hâline getirdiği uçaklardan bir tanesi TC-CYC uçağı. Yani “Canavar Yılmaz Candelen” uçağı. Yılmaz Bey, hurdaya çıkmış olan uçağı kalıba koydurduktan, uçağın erozyona uğrayan parçalarını değiştirdikten, revizyon yaptıktan ve motorunu sıfırladıktan sonra kendi adıyla tescil ettirir bu uçağı. Hatta sonraki uçağına kuyruk tescili olarak CYA (Canavar Yılmaz Amca) ve A-B-C sıralamasına uysun diye üçüncüsüne de CYB ismini verir.

CYC uçağını özene bezene yaptıktan sonra o zamanın parasıyla 68 bin liraya, bu uçakla arazilerini havadan kontrol etmek isteyen bir iş adamına satar. İlk göz ağrısı uçağı hâlen Adana Misis’te, bu iş adamının hangarında. Yılmaz Bey, birlikte CYC uçağını ziyarete gittiğimizde, onunla âdeta hasret gideriyor. İlk önce motoru açıp kontrol ediyor.

Tasarımını kendisinin yaptığı CYC, yanmaz bir bez ile kaplı ve Amerika’dan getirtilen özel bir yanmaz boya ile boyanmış durumda. Uçağın bir diğer önemli modifikasyonu ise, kanadın bağlandığı yerlere, kanat kopmasın diye ek parça koydurmuş olması. Uçakta, iniş takımlarını engebeli araziye inmeyi kolaylaştıracak ve rahat durmayı sağlayacak şekilde geliştirmesi gibi daha pek çok modifikasyon yapmış. 135 beygir gücündeki bu Piper Super Cub uçağının parlak sarısıyla eski günlerine dönen “Canavar Yılmaz Amca”, uçağını ve onunla olan anılarını anlattıktan sonra şöyle diyor: “Pilotluk böyle bir şey işte. Aşağıda boşluk var, yukarıda Allah var. Beynini kullanacaksın, bununla uçacaksın.”

Ustasına mı çekmiş bilinmez ama 1952  model bu CYC uçağı hâlen canavar gibi… 

HAVACININ ANILARI...

Anılarını soruyoruz. Anlatıyor:  1985’lerde bir gün iki kişi olarak bindikleri uçakla, yanındaki pilot yolu bilmediği için kaybolup da ta Suriye’ye kadar gittiklerini, bunu da civardaki “eski yazılardan” anladıklarını,  oraların o zamanlar tehlikeli olduğunu, yakıtlarının yetmediğini ve türlü maceralarla geri dönebildiklerini…

Bir gün İspanya-Cordoba’da, motor revizyon atölyesinde revizyon yapan adamlara, “Bu motorun arkasına neden ayna koymadınız? Arkasını nasıl göreceksiniz?” dediğini ve bu fikri çok beğendiklerini, hatta “Bunu koyacağız ve senin de ismini vereceğiz.” dediklerini…

Sahibi olduğu uçaklarından biri Diyarbakır’daki Malabadi Köprüsü’nün yakınında ilaçlama yaparken arızalanınca kendisine haber verdiklerini, teknisyen varken pilotun illa Yılmaz Ağabey gelecek diye diretmesini. Uçağın arkasına takım çantasını atıp havalandıktan sonra yolda Adana’nın Tuzla beldesindeki başka bir uçağının da arıza yaptığı haberini aldığını ve bunun üzerine önce Tuzla’ya gidip hemen uçağı tamir ettikten sonra Diyarbakır’a geçerek diğerini de on beş dakikada faal hâle getirdiğini, hatta oradan da Maraş’a uğrayarak oradaki uçağını kontrol edip işlerini hallettiğini. Fakat “air condition” sistemi olmayan uçakta bu kadar uzun vakit geçirdiği için sıcaktan fazlasıyla bunalarak inecek yer aradığını ama bulamadığını… Ve daha nicelerini…

“Tayyare” onun için nefes alıp vermek gibi… “Mesleğini seven insan mesleğini çok iyi yapmaya mecbur.” diyor Yılmaz Bey. Bu yüzden İngilizcesini çok iyi geliştirmiş, bu dildeki teknik terimlere hâkim olmuş, mesleğiyle ilgili bulabildiği her türlü kursu almış ve çok okumuş… 80’ine yaklaşmasına rağmen hâlen kendisine bir şeyler katmayı da sürdürüyor. Bize göstermek üzere masanın üzerine dizdiği sertifikaların kiminin üzerinde daha geçen yılın tarihini bile görmek mümkün. Havacılıkla ilgili kitapları, teknik dokümanları, bilgisayarları, faks cihazıyla evini de tıpkı bir ofis gibi kullanmayı sürdürüyor.

“Tayyare” sevdası ise peşini hiç bırakmamış. Hâlen TARKİM Uçak Bakım Onarım ve Havacılık A.Ş.’de teknik müdür ve onaylayıcı personel unvanıyla fahri olarak görevine ve yakıt kokusunu solumaya devam ediyor. Zaman zaman kendisine ait simülatöründe “uçmak” ise onun için hayatın vazgeçilmez bir parçası...

Turkish Aviation Academy Dergisi Eylül 2012