Mustafa Kılıç

THK’dan Radyo’ya bir pilot

  • Son Güncelleme: 8/10/19 12:01:10
  • 3

Havacılık tarih üzerine yaptığım çalışmalarımı paylaşmaya başladığım ilk yazılarımdan birinde, “Nureddin Demirsoy hocamızı Sovyetler Birliği’nde aldığı planör eğitiminden sonra sağlık nedenlerinden dolayı motorlu uçuşları bitirmeden yurda dönmüştür” diye yazmıştım.

Bir gün Sabiha Gökçen ile birlikte SSCB’ye uçuş eğitimine gönderilen Nureddin Demirsoy’un oğlu Nuri Demirsoy’dan bir haber aldım. Babasının planör eğitimini ve sonrasında Moskova’daki motorlu uçuş eğitimini de başarı ile bitirerek yurda döndüğünü söylemişti. Ben haklı olarak savımı yinelemiş, Türk Hava Kurumu (THK) kütüphanesinde yaptığım çalışmalarda Mustafa İrkin Hocamız ile Nureddin Demirsoy hocamızın uçuşlardan ayrıldığının yazdığını belgeleri ile anlatmıştım.

Aradan epeyce bir zaman sonra değerli ağabeyim Nuri Demirsoy detaylı bir çalışma ile bana geri döndü. Hem de ne dönüş. Belge ve fotoğraflar ile hocamızın tüm eğitim ve uçuş sürecini anlatıyordu. Artık bana düşen de bu tarihi yanlışı düzeltmek, havacılık tarihinde bir bilinmeyeni daha aydınlatmak olmalıydı.

KİMDİR MEHMED NUREDDİN DEMİRSOY?

Mehmet Nureddin’in babası Ahmet Nuri Bey ilk önce Tekirdağ telgraf müdürlüğü görevini yürütür. Almanların yapmış olduğu Osmanlı demiryolu şirketinde Adapazarı gar müdürü olur. Daha sonra da şimdiki İsrail’in Haifa (Hayfa) şehrinin istasyon/gar müdürü olarak atanır. İşte Nureddin tam bu sırada 28 Mart 1914 tarihinde Şam’da dünyaya gelir. 1918 yılında annesi Saniye Hanım ve babası Ahmed Bey ile İstanbul’a dönerler. Tekrar Adapazarı gar müdürlüğü görevine getirilen Ahmet Beyin Hüsamettin adında bir erkek çocuğu daha olur. Savaş yıllarının zorluğu içerisinde yaşam mücadelesi veren aileye tekrar yol görünür. Ahmet Bey eski görev yeri olan Hayfa’ya gar müdürü olarak tekrar yollanır. Bir süre sonra Ahmet Bey’in vefatı ile sarsılan aile, İstanbul’a döner.

Öğrencileri arasında Ahmet Rasim, Azizi Nesin, Tekin Aral, Vasfi Mahir Kocatürk, Tolga Aşkıner, Berna Moran, Çetin Alp ve Ömer Boncuk gibi birçok ünlü isim de okulu olan Darüşşafaka lisesini bitirdi. 1929 yılında annesi Saniye Hanım hayat şartlarının ağırlaşması nedeniyle ikinci kez evlilik yapar. Bu evlilikten de Alev Sevim isimli bir kız kardeşi olur.

Annesinin ikinci eşi Halit Bey Ankara’ya devlet görevlisi olarak çağrılır. Maltepe’de Çamlı Köşk diye bilinen eve taşınırlar. Artık aile ilk kez savaştan ve işgallerden uzak rahat bir yaşam sürmeye başlar. Nureddin Ankara’da Musiki Muallim mektebine devam eder. Okulunun yanı sıra Ankara izcileri grubuna katılır. 1931 yılı içerisinde Ankara ilçe ve köylerini adım adım gezerler.

Çok sosyal olan Nureddin öğrencilik yıllarında müzik dersleri verir. Ankara’da çeşitli orkestralarda müzik yapar. Kendi harçlığını ve daha fazlasını kazanmaya başlar. Orkestraların aranan elemanlarındandır. Zira beş enstrümanı üst seviyede çalabilmektedir. Keman, Klarnet, Piyano, Saksafon ve Mandolin onun uzmanı olduğu müzik aletleridir.

NUREDDİN HAVACI OLUYOR

1935 Yılında ulu önder Atatürk’ün direktifleri ile Türkkuşu adı altında Türk Hava Kurumunun uçuş faaliyetlerinin yapılacağı bir eğitim merkezi açılması planlanır. Öncelikle Sovyetler Birliğinden iki uzman havacı getirilir. Bu uzmanlar ve Atatürk’ün talimatı ile kendisinden faydalanılmak üzere Ankara’ya çağrılan Vecihi Hürkuş nezaretinde yurtdışında havacılık eğitimine gönderilecek gençler seçilecektir.

Eğitimler, yapılan protokol gereği Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde olacaktır. 1935 yılının Nisan ayında Türkkuşu’na yapılan başvurular arasından yedi öğrenci seçilir. Nureddin Demirsoy, Ferit Orbay, Sait Bayav, Tevfik Aytan, Mustafa İrkin, Hilmi Hüseyin ve Muammer Öniz. Nureddin Demirsoy haricindeki öğrenciler Vecihi Hürkuş’un İstanbul’dan getirdiği öğrencileridir. Bu öğrenciler pilotaj eğitimine 1932 yılında başlamışlardı. Ayrıca bu ekibe Emrullah Ali Yıldız, Bursa’dan ve Atatürk’ün kızı Sabiha Gökçen de Ankara’dan dâhil olmuşlardır. 

3 Mayıs 1935 tarihinde görkemli bir törenle açılan Türkkuşunda çalışmalara başlayan öğrenciler temel havacılık eğitiminin yanı sıra uçabilirlik için sağlık raporlarını da hazırlarlar.

TÜRKİYEDE KIRILAN İLK PLANÖR REKORU

Türkkuşu’nda temel planör eğitimi almaya başlayan öğrencilerden Nureddin Demirsoy ve hocası Sergei Nikolajewitsch Anokhin 20 Mayıs 1935 Çarşamba günü iki kişilik Ş-5 planörü ile antrenman uçuşuna çıkarlar. Güzel bir termik (sıcak hava kaldırması) yakalayan Anokhin hoca 1.400 metreye kadar yükselmiştir. 1 saat 30 dakika havada kalırlar. Bu Türkiye’deki ilk planör rekoru olur. 2 gün sonraki Ulus gazetesinde rekor uçuş  yer alır.

O sabah rüzgâr fevkalade müsait olarak esiyordu. Ş-5 her zamanki gibi bir tayyarenin yedeğinde yükselmiştir. Saat 10.45’te yelken planörü 400 metre irtifada bulunuyorlarken birbirlerinden ayrılmışlardır. Ş-5 hafif yükseltici cereyanların yardımı ile spiral yaparak 550 metreye kadar irtifa kazanmış ve Ankara üzerinde rastlanan bulutçuklar planörü gittikçe yükseklere doğru çıkarmıştır. Çankaya ve göller üzerinde rastlanan ikinci bir bulut kümesi geçildikten sonra ibre 1.400 metreye kadar yükselmiştir. 800 / 1.400 metre arasında 1 saat 30 dakikada bulutlardan azami surette istifade eden Türkkuşu pilotları bulutlar üzerinde yüksek bir yelken uçuşu yapmak fırsatını ele geçirmişlerdir.

Türkiye hazırlıklarını tamamlayan öğrenciler, 10 Temmuz 1935 tarihinde İstanbul’dan Çiçerin vapuru ile SSCB’ne hareket ederler.

NUREDDİN DEMİRSOY’UN NOTLARI:

Yazımıza Nureddin Demirsoy’un notlarından alıntılarla devam edelim.

İstanbul Boğazından çıkar çıkmaz uzun ve kuvvetli dalgalar ile boğuşmaya başlamıştık. Karadeniz havası çok sertti. Kuvvetli rüzgârın meydana getirdiği dalgalar vapuru oldukça sallamaktaydı. Her şeye rağmen çok neşeli bir yolculuk yapıyorduk. Akşamları bizle birlikte yolculuk yapan İktisat Vekili (Ekonomi Bakanı) Celal Bayar Beyefendi ile yemek yer, onunla sohbet ederdik. Celal Bey bize çok güzel hikâyeler anlatırdı. Sofranın ilgi, odağı ise Ata’mızın kızı Sabiha Hanımdı. Köşkte Atatürk tarafından yetiştirilmiş modern bir Türk kızı ile arkadaşlık yapıyor olmamız hepimizi mutlu ediyordu. Adeta onun etrafında dönen ateş böcekleri gibiydik. Gemimiz ilk önce Odesa limanına vardı. Orada London Palas isimli otelde kaldık. Odesa’yı gezip gördükten sonra vapur değiştirip yolumuza devam ettik. İkinci uğradığımız liman ise Sivastapol oldu. Burası Rusların gemi tezgâhlarının olduğu, dışarıdan kolay kolay gözükmeyen tabiata gizlenmiş bir liman. Bu limanda bir müddet kaldık ve denize girdik. Günü birlik bir gezi ile Simferopol şehrini de görmeye gittik. Bir sonraki limanımız ise Yalta idi. Grubumuz çok iyi moralli, öğrenmeye aç ve bir an evvel okulumuza gitmek için can atmaktaydı. Son limanımız Feodosya idi. Eğitim göreceğimiz Koktebel ile arası otuz-otuzbeş kilometre idi. Feodosya’yı dolaştıktan sonra bir otobüs ile Koktebel’e bir saate yakın bir yolculuk yaptık. Koktebel’de halk ve okul idaresi tarafından çok iyi bir şekilde karşılandık.

VİLLA ADRİYANA

Türkiye’den gelen öğrencilere Villa Adriyana isimli iki katlı bir villa tahsis edilmişti. Villanın üst katında genişçene üç odanın biri Sabiha Gökçen’e ayrılmıştı. Sabiha Gökçen’e özel bir bayan tercüman da bulunuyordu. Bu Bayan Azeri Türklerinden olup çok iyi Türkçe konuşabiliyordu. Onun erkek kardeşi de biz tercümanlık yapıyordu. Tercümanlarımız villanın alt katında kendilerine ait odalarda kalıyorlardı. Yemeklerimizi yemek için ve sohbetlerimizi yapmak için villanın alt katını kullanıyorduk.

Sabahları erkenden kalkıp banyolarımızı yapıyorduk. Kahvaltı öncesi mutlaka yürüyüş yapıp sonra da okula gidiyorduk. Derslerimiz ağır olmasına rağmen hep neşe içinde çalışıyorduk. Aerodinamik, hava koşulları, Meteoroloji, yön bulma, mekanik tekniği, motoplanör, pilot köşkü aletleri ve uçuş sırasında tutum gibi çeşitli dersler görüyorduk. Derslerimiz art arda geliyordu. Bizler ise çok dikkatli şekilde çalışıyorduk. Hafta sonlarında isse kısa geziler planlıyorduk. Bizden önceki kursiyerlerin mezuniyetlerine katılıyor onlar ile birlikte vakit geçiriyorduk. Bazen benim de müzik aleti çalmamı istiyorlardı. Güzel Türk melodilerine onlarda neşe ile eşlik ediyorlardı. Türkiye’den gelen Ulus gazetesi ise kapış kapış elimizden düşmüyordu. Ara sıra Rus gazeteciler gelip bizlerle röportaj yapıyorlardı. Tabi ilgi her zaman Sabiha Gökçen’de idi.

MOTORLU UÇUŞLARA GEÇİŞ.

14 Ocak 1936’da Türkiye’nin SSCB Büyükelçisi Zekayi Apaydın Koktebel’de gelen öğrencileri Moskova’da karşılar. Türk öğrenciler onuruna bir akşam yemeği verir. Akşam yemeğine Türk öğrencilerin motorlu uçuş kampındaki uçuş hocaları da davetlidir. Çok kısa sürede kaynaşan öğrenci ve öğretmenler yoğun bir eğitime geçerler. Sabiha Gökçen’in özel durumu nedeni ile uçuşlara başlamadan Moskova’dan ayrılmak zorunda kalır. Kalan öğrenciler ne kadar üzülseler de derslerine dört elle sarılırlar. Derslerin yanı sıra Nureddin Demirsoy ve Mustafa İrkin akşamları model uçak derslerine de katılırlar. Kısa sürede iyi birer modelci olurlar. Özellikle Mustafa İrkin işi daha da ciddi boyutlara taşır. Türkiye’ye döndükten sonra Türkkuşu bünyesindeki üçüncü okul olan Model uçak Okulunun kurulmasına öncülük eder. Yıllar sonra Mustafa İrkin ve Nureddin Demirsoy hocaların bu modelcilik ilgisi onların motorlu uçuştan ayrıldığı algısının başlamasına neden olmuş olabilir.

Yurda döndükten sonra öğretmenlikleri onaylanan genç havacılar yeni havacılar yetiştirmek üzere yurdun belirlenen bölgelerine gönderilirler. Planör kursları için seçilen önemli merkezlerden biri de Adana’dır. Raif Oltu ve Nureddin Demirsoy Adana’da planör başlangıç kurs öğretmenliğine başlarlar. Birçok Adanalı gencin havacı olmasına öncülük ederler. Bu isimlerden iki tanesi Türk havacılığında efsaneler arasına giren Edibe Sayın ve Avni Yaykın’dır. 

Bölgesel kursların bitiminde Nureddin Demirsoy Türkkuşu’na döner, Ankara’da ve İnönü’de birçok eğitimde öğretmenlik yapar. Nureddin Demirsoy kendisine soyadını da veren üvey babası Halit Demirsoy’un isteğini kıramaz. 28 Ekim 1938 tarihinde Ankara radyosunun resmen yayına başlaması ile birlikte o da Ankara radyosunun açmış olduğu sınavları üstün bir başarı ile kazanır. Artık o bir radyocu olmuştur.

MİKROFONDAN PORTRELER

Ankara ve İstanbul radyolarının ana kumanda şefi Nureddin Demirsoy hakkında Radyo Dünyası adlı dergide çıkan kısa bir yazı şöyledir.

“Önce hatırı sayılır bir planörcü. Bir müddet havalarda dolaştı. Sonra yine hava dalgaları vasıtasıyla iş gören radyoculuğu tercih etti.

Nurettin, Ankara radyosunun en kıdemli teknisyenlerindendir. Orada yıllarca çalıştıktan sonra,1949 yılı sonlarında İstanbul radyosuna nakletti. Onu sadece muvaffak olmuş bir radyo teknisyeni olarak tanımak yanlış olur. Planörcülükten mada pek mahir bir illüzyonist ve ispritizmacı (Ruhun ölmediği ve onlarla iletişime geçilebileceği inancı)  olan bu değerli fen adamı temelinden başlayarak, beton ve ahşap kısımları da dahil olmak üzere, kendi evini kendisi inşa etmiştir. Bu gün içinde oturduğu küçücük yuva kelimenin tam manasıyla alınteri eseridir. İstanbul radyosunda çalışan teknik ekiplerden birinin şefi olan Nurettin Demirsoy arkadaşları arasında çok sevilir ve sayılır.

Az daha unutuyordum. Nurettin Demirsoy musiki ile de meşguldür.  Türk ve batı musikisini karınca kararınca anlar. Hatta bir iki şarkı da bestelemiştir. Şarkılarından biri İstanbul radyosunda bazı sanatkârlar tarafından okunmaktadır”

Nureddin Demirsoy 1942 yılında Fatma Nigar Hanım ile evlenir. İlk oğlu Osman Nezih (1942), ikinci oğlu Ahmet Nuri (1945) ailenin son çocuğu beklendiği gibi bir kız çocuktur. Adı Nermin (1948)

Havacılıkla başlayan Demirsoy’un kariyeri, radyo ve müzikle devam eder. Sonuç olarak Nureddin Demirsoy hocamız çok renkli bir kişiliğe sahipti. Yetenekleri ise sayılamayacak kadar çoktu. Doğal olarak sadece bir havacı olarak yaşamını sürdürmemiş. Çok farklı alanlarda ayrıcalığını ortaya koymuştu. Kendisini saygı ve minnetle anıyorum.

Hocamıza olan vefa borcunu ödememize vesile olan ağabeyim Nuri Demirsoy’a teşekkürlerimle.

Mustafa KILIÇ

Havacılık Tarihi Araştırmacısı – Yazar

sontayyareci@gmail.com

0536 273 62 62

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap