Türk Savunma Sanayinin yönetiminde hataya yer yok

  • Son Güncelleme: 10/10/19 17:54:24
  • 3

Mehmet Zaim - TEKİM Yönetim ve Teknoloji Danışmanlığı

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, başlangıcından itibaren, Şakir Zümre’den Nuri Kiiligil’e, Tayyare ve Motor Türk A.Ş. (TAMTAŞ) Kayseri fabrikasından Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’na kadar, zamanında Türk Savunma Sanayii’ne çok önemli hizmetler vermiş girişimlerin açılma ve kapanma hikayeleri ile doludur.

Tüm bu olumsuz gelişmelerin nedenlerini, dış güçlerin etkisini temel alan argümanlarla destekleyerek açıklamaya çalışanlar olduğunu her gün gözlemliyoruz. Bu görüş kısmen doğrudur; evet dış güçlerin etkisi inkar edilemez ama bunlar devletler arası ilişkilerin doğal sonucudur. Marshall yardımları, NATO’ya giriş, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, vb. elbette önemli etmenlerdir. Ancak kök neden, “bağımsız bir Türk Savunma Sanayii’nin ülke bekası açısından öneminin yeterince anlaşılamaması ve buna bağlı olarak topyekun sevk ve idaresinde zafiyete düşülmesidir”. Bu kök nedeni göremez ve iyi değerlendiremezsek tarihin tekrarını engelleyemeyiz. İşleri doğru yönetme sorumluluğu her devletin kendi yöneticilerindedir. "Dış güçler" bahanesi geçersizdir.

Türk Savunma Sanayii’nin kapısından içeri bir stajyer olarak girişimin 39. yılı. Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yeniden başlatılan “Milli Savunma Sanayii” atılımının başarıya ulaştığını -her türlü engelleme çabasına şahit olarak- görmüş bir neslin üyesiyim. Bu sürecin yarısını Türk Savunma Sanayii’nin amiral gemisi olan ASELSAN’da Ar-Ge’den başlayıp çeşitli kademelerde sorumluluklar üstlenerek yaşadım. Diğer yarısında da Türk Savunma Sanayii kuruluşları ile bilgi ve deneyim paylaşımı yapan bir şirket ortağı olarak bu sektöre hizmet vermeye devam ettim. Sektörün gelişimine katkı yapacağını düşündüğüm her fırsatta asıl işimin dışındaki çalışmalara da destek verdim. Dolayısıyla aşağıdaki konulara dikkat çekmeyi ve yapıcı olarak algılanacaklarını umduğum uyarıları yapmayı bir görev addediyorum.

1.      Her şeyden önce bizim gibi ülkelerde bağımsız bir savunma sanayiine sahip olma hedefinin bir tercih değil bir zorunluluk olduğunu unutmamamız gerekir. Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde de Kurtuluş Savaşı’nı kazanma ve Cumhuriyetimizin ilk dönem kalkınma döneminde de bu gerçeği yaşayarak öğrendik. Bir ara unuttuk, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında gelen ABD ambargosu ile tekrar hatırladık. Bu coğrafyada bağımsız bir savunma sanayimiz olmadan barınamayız. Bu temel gerçeği tüm siyasi hamlelerimizde ve ana tedarik programlarımızda (F-35, S-400, Milli Muharip Uçak, vb.) göz önünde bulundurmalıyız. Bu programlar, evet bir fırsat ama, icra yönteminde hata yaparsak hızla tehdide dönüşecek riskler de barındırıyorlar. İşi yabancı sermaye ve yabancı uzmanla bitirme çabaları, yerlilik oranı artarken milli olması zorunlu ve kritik teknolojilerde geride kalma, kavramsal alan bilgisi (know-why) ve iş yapma yetkinliği (know-how) gibi uzun vadeli temel yetenek hedeflerinin peşinde koşmaktan daha fazla işin kısa vadeli görsel ve gösteri yönlerini ön plana çıkarma, vb.

2.      Bağımsız bir savunma sanayii demek, sermaye ve kritik yetenekler yönünden “milli” olan ana oyuncuların çevresinde konuşlandırılmış destekleyici “milli veya yerli” unsurlarda oluşmuş, büyük ölçüde kendi kendine yeterli, dışa bağımlılığı karşıt güçlerle dengelenmiş bir iş eko-sistemi, bir mega-sanayi demektir. Günümüzde gelişmiş ülkelerin savunma sanayii yapılarını incelediğinizde görünen gerçek budur. Bu kavramları birbiri içine sokarak ve salt ticari rant malzemesi yaparak sermaye, şirket ya da proje yapılarını sürekli kurcalarsak işleri berbat edebiliriz. Baştan sona tutarlı ve kararlı olmalıyız.

3.      Savunma sanayiinin sürdürülebilirliği öncelikle bu hayati yapının güçlü bir yönetişim mekanizması içinde idamesi ile mümkün olur. Günlük siyasi kararlarla yön değiştirebilecek bir mekanizma değildir bu. Çünkü bu kararlar -geçmiş örneklerde fiilen yaşandığı üzere- 30-40 sene sonrasını ya inşa eder ya da yok eder. Geçen yüzyılın son çeyreği başlarken alınan bazı kararlar 2000’li yıllarda meyvelerini verdi. Son 20 yıldır o meyveleri topluyoruz. Bugün alınacak kararlar da gelecekte olumlu ve olumsuz bir biçimde yankılanacak.

4.      Savunma sanayiine diğer sanayi sektörleri gibi de davranamayız. En büyük alıcısı devlet, tüm dünyada taş çatlasa 50 önemli müşterisi var, uluslararası ticareti en iyi zamanında tekstilin onda biri. Ayrıca tedbir-karşı tedbir sarmalı içindeki ürün portföyü nedeniyle sürekli ileri teknolojili yenilik yapılması gereken bir alan. Tüm bunlara bir de sınırlı ciro potansiyeli ile yüksek rekabeti ekleyin. Yatırım yapmak delilik gibi geliyor ama bağımsızlığınız ve gelecek güvenceniz açısından kaçınılmaz olarak yapıyorsunuz. Üstelik iş eko-sistemini iyi yönetirseniz, diğer sektörlere ileri teknoloji bilgisi ve nitelikli insan kaynağı üretme gibi bir özelliği de var. İyi yönetimin önemi, risk ve fırsatların daima bir arada olduğu bu karmaşık ortamda daha da artıyor.

5.      Savunma sanayii geliştirme süreci bir yetenek geliştirme, bilgi ve deneyim biriktirme sürecidir. “Yetenek” dendiğinde ne anlamamız gerekir, özetlememizde yarar var:

Alana özel bilgiye sahip olmak. Yani ne yapacağımızı, neden yapacağımızı, nasıl yapacağımızı ve kimle yapacağımızı tüm kavramları, süreçleri, işlemleri ve gereken altyapıları ile bilmek.

İşi yapacak kapasiteye sahip olmak. Diğer bir deyişle işin gerektirdiği yapılara, fiziksel, insani ve mali kaynaklara gereken büyüklükte ve nitelikte sahip olmak.

En önemlisi işe hazır olmak. Yani işe başlamadan önce gereken işe özel deneyimin, saha bilgisinin ve bunlara ilişkin ön analizlerin, eylem planlarının ve kaynakların hazır olması.

Tüm bunları bir anda oluşturamayacağınız gibi sermayeyi, altyapıyı ve insan kaynağını yer değiştirerek bir yerden bir yere de anında transfer edemezsiniz. Bu gerçeği kabullenmeden ve gereğini yapıp oyunu kurallarına göre oynamadan sağlıklı bir savunma sanayii oluşturmanız mümkün değil.

6.      Özellikle savunma, havacılık ve uzay gibi teknoloji yoğun sektörlerde deneyim, ağırlıklı olarak örtük bilgi (tacit-knowledge) biçiminde taşınır. Bu nedenle deneyimli ve nitelikli insan kaynakları savunma sanayiinin, bilançolarında görünmeyen en büyük varlıklarındandır. Dünya’nın en gelişmiş yönetim sistemlerine sahip işletmelerinde bile örtük bilgi varlıklarının bütünüyle ölçülebilmesine olanak veren bir yöntem ya da mekanizma yoktur. Ülkemizde de durum farklı değildir. Bu durum, insan kaynaklarında bir kayıp oluştuğunda aslında neyi kaybettiğimizi idrak etmemizi zorlaştırmaktadır. Son zamanlarda, çeşitli nedenlerle savunma sanayimizde sıkça benzer durumları yaşamaktayız. Bu sonuca neden olan etmenlerin sektör dışı olup müdahale edilemez bileşenleri olduğu gibi yönetim zafiyetinden kaynaklanan bileşenlerinin de mevcut olduğunu kabul etmemiz gerekir.

7.      Aynı nedenlerle, savunma sanayiinde bir de teknik alanlarda çalışan orta ve alt kademe yönetici pozisyonlarının kurgulanması da kritiktir. Başka sektörlerden farklı olarak bu kademenin önemi öncelikle yöneticilik özelliklerinden değil alan uzmanlığına ilişkin teknik birikimlerinden ve işlevsel düzeyde kurumsal hafızayı taşıyor olmalarından kaynaklanır. Bu nitelikler çoğu kurumda ölçülebilir olmadığı için bu kademelere ilişkin genellemelere dayalı radikal kararlar alınabilmektedir. Bu kademelerde topyekun değişim değil ölçülü ve zamanlı dönüşüm yapılması gerekir. Son zamanlarda aksi örneklerdeki artış bu uyarıyı zorunlu hale getiriyor.

8.      Liderlerin en önemli görevi başında bulundukları kurumun yeteneklerini sürekli geliştirmek ve kendinden sonra gelecek liderleri yetiştirmektir. Bugün savunma sanayii kuruluşlarımızın üst ve alt kademe tüm yöneticileri de bu yapıların ve makamların kendilerinden önce gelenler sayesinde oluştuğunu bilerek hareket etmeli, bu yapılar oluşturulurken ve makamlar doldurulurken itibar gören bilgi, liyakat, tarafsızlık ve adanmışlık gibi iyi prensiplerin uygulayıcısı olmalıdırlar. Sürdürülebilirlik ve uluslararası düzeyde rekabet gücü ancak bu şekilde sağlanır. Yapamazsanız sizden öncekilerin başardığını yapamamış geleceğe miras bırakamamış olursunuz. Halbuki gelecekte ASELSAN’ın kurucu genel müdürü Hacim Kamoy gibi hatırlanmayı kim istemez, değil mi?

Bu nedenlerle Türk Savunma Sanayii’nin yönetiminde, başta Cumhurbaşkanlığı SSB, MSB, TSK ile sektörün amiral gemilerinin yönetim kurulları olmak üzere, belirli makamlarda sorumluluk üstlenmiş yöneticilerin, ne kurumsal prensipler ve yönetişim yönünden ne de sevk ve idare yönünden hata yapma lüksleri yoktur. Sorumlu makamlara gelenler Türk Milleti’nin bekası açısından çok önemli bir görevi olan bu mekanizmayı, her türlü siyasi çıkarın üzerinde, neredeyse mükemmel bir biçimde işletmek zorundadırlar. Yapılan hataların gelecek nesillerin refah ve bağımsızlığını olumsuz yönde etkileyeceğini söylemek bir iddia değil, geçmiş örneklerden alınan derslere dayanılarak yapılan bir çıkarımdır.

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap