Adım adım Su-24 krizi!

  • 28/11/2015 09:18

Arda MEVLÜTOĞLU

(Bu yazı Arda Mevlütoğlu'nun Siyah Gri Beyaz blogundan alınmıştı. Yazının orjinal linki: http://www.siyahgribeyaz.com/2015/11/rus-ucagnn-dusurulmesi-olaynn-5n1ssi.html#more)

Rus Hava Kuvvetleri'ne bağlı 6980'nci Muhafızlar Hava Filosu'na ait ve Pilot Yarbay Oleg Peşkov ile Seyrüsefer Subayı Yüzbaşı Konstantin Murahtov idaresindeki Su-24M tipi bir taktik bombardıman uçağı, Türkiye'nin Hatay ili güneyinde, sınırın Suriye tarafındaki Kızıldağ civarına düştü. Uçak, Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir F-16 savaş uçağı tarafından, havadan havaya füze kullanılarak vurulmuştu. Vurulmasını müteakip alev alarak düşmeye başlayan uçağın mürettebatı, fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan atlamayı başardı. Her iki subayın da paraşütlerini açtıkları, yere inerken bölgedeki Suriye rejimine muhalif silahlı gruplar tarafından ateş altına alındıkları görüldü.

Pilot Oleg Peşkov hayatını kaybederken Seyrüsefer Subayı Murahtin 25 Kasım günü Rus - Suriye birliklerinin ortak operasyonu ile kurtarıldı. Peşkov'un paraşütle yere inerken yerden açılan ateşle veya indikten hemen sonra infaz edilerek öldürüldüğü şeklinde iddialar bulunuyor. 

Olaydan kısa süre sonra atlayan pilotlar için başlatılan arama - kurtarma faaliyetlerine katılan bir Rus Mi-8 CSAR (Combat Search and Rescue: Muharebe Arama Kurtarma) helikopteri, alçak uçuşu sırasında bölgedeki isyancıların attığı bir TOW güdümlü tanksavar füzesi ile vurularak ağır isabet aldı. Bu olayda da helikopterdeki Rus askerlerinden deniz piyadesi Aleksandır Poziniç hayatını kaybetti (Öte yandan Ukraynalı informnapalm.org sitesi, düşürülen uçağın seri numarasının 0715323, hayatını kaybeden pilotun adının da Binbaşı Sergey Aleksandıroviç Rumyantsevolduğunu iddia etti)

Türk Genelkurmayı tarafından yapılan açıklamadan kısa süre sonra Türk Cumhurbaşkanlığı kaynakları, düşürülen uçağın Rusya'ya ait olduğu bilgisini geçtiler. Bu bilgi Anadolu Ajansı tarafından da yayıldı. Aynı zamanda alev alarak düşen bir uçağa ilişkin video ve fotograflar da internette yayılmaya başladı. 

Ancak aynı süre zarfında Rus Savunma Bakanlığı, 6,000m (yaklaşık 19,600ft) irtifada uçmakta olan uçağın muhtemelen yerden açılan ateş ile düşürülmüş olduğunu, uçağın kesinlikle Türk hava sahasını ihlal etmediğini, bu durumun da verilerle kanıtlanabileceğini açıkladı.

Bu, 1953'ten bu yana bir Rus savaş uçağının bir NATO üyesi ülke tarafından ilk vuruluşu idi. Olay kısa süre içinde Rusya ve Türkiye arasında ciddi bir krize neden oldu. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un 25 Kasım günü için planlanmış olan Türkiye ziyareti iptal edildi



Ne Zaman Oldu?

Olay, 24 Kasım 2015 günü gerçekleşti. Türk Genelkurmay Başkanlığı tarafından 24.11.2015 tarih ve BA-97/15 sayı ile yayınlanan basın açıklamasına göre olay yerel saatle 0924'te gerçekleşti. Açıklamaya göre 0920 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde hava sahası ihlali gerçekleştiren ve öncesinde beş dakika içinde yapılan 10 ikaza yanıt vermeyen bir uçağa, iki adet F-16 tarafından müdahale edilmişti.

Nerede Oldu?

Bu, yanıtlanması kolay olmayan bir soru. Zira Türk tarafı, olaydan hemen sonra radar iz verileri ile desteklenen açıklamasında, Rus jetlerinin Hatay'ın Yayladağı bölgesine 15mil yaklaşmalarından itibaren uluslararası acil durum frekansından (Guard olarak da bilinir) ikazlara başlandığı, uçakların çağrılara yanıt vermemeleri ile birlikte sınır ihlali gerçekleştirmelerinden sonra vuruldukları belirtiliyor. Türk tarafının açıklamalarına göre ayrıca Rus uçağının sınırı 17saniye boyunca ihlali söz konusu. 

Rus tarafı ise uçakların kesinlikle Türk hava sahasını geçmediğini, Suriye hava sahasında iken vurulduklarını iddia ediyor. 

Her iki taraf da, uçakların izledikleri rotalara ilişkin haritaları yayınladılar. Bu haritalarda, en azından Hatay bölgesindeki rotalara ilişkin bir tutarlılık görünmüyor. 

Nasıl Oldu?

Rusya, yaz aylarının başından itibaren Suriye'ye yoğun bir askeri yığınak yapmaya ve aktif olarak silahlı isyancılar ile IŞİD örgütüne karşı düzenlenen harekâtlara katılmaya başlamıştı. Eylül ayında ise, Basel el Esad Hava Üssü'ne çok sayıda An-124 (NATO kodu "Condor") ve İl-76 (NATO kodu "Candid") stratejik uçağı uçuşu ile desteklenen bir hava gücü sevketti. Bu hava gücünün içeriği şunlardı (Ayrıntılar için bkz: "Rus Hava Kuvvetleri'nin Suriye Çıkarması")

12 adet Su-24 (NATO kodu "Fencer") taktik bombardıman uçağı
12 adet Su-25 (NATO kodu "Frogfoot") taarruz / yakın hava desteği uçağı
6 adet Su-34 (NATO kodu "Fullback") taktik bombardıman uçağı
4 adet Su-30 (NATO kodu "Flanker") av / bombardıman uçağı
1 adet İl-20 (NATO kodu "Coot") elektronik istihbarat / sinyal istihbaratı (ELINT/SIGINT) uçağı

Bu uçaklar Suriye'ye varır varmaz özellikle Humus çevresi ile Hama - Halep arasındaki bölgede yoğun olarak bombardıman ve yakın hava desteği görevlerine çıkmaya başladılar. Suriye ordusu ile eşgüdümlü olarak gerçekleştirilen bu taarruzlarda her ne kadar GLONASS ve elektrooptik güdümlü mühimmatlar kullanılsa da, ağırlıklı olarak güdümsüz (klasik) bombalar ve misket bombası olarak tabir edilen mühimmatlar kullanıldı. 

Son dönemde Rus hava kuvvetlerinin bombardımanı, ülkenin kuzey - kuzeybatı kesimlerine doğru yoğunlaşmış, bölgedeki Türkmen köylerinin saldırı altında kaldığına dair haberler gelmeye başlamıştı.

 


24 Kasım olayında vurulan Su-24M, Su-24 taktik bombardıman uçağının yeni kabiliyetler kazandırılmış bir modeli. 
Basel el Esad Hava Üssü'nden kalkan bir Su-24M. İntikalin ilk zamanlarında silinen milliyet işaretleri, sonradan tekrar boyanmıştı.

Su-24'ün tasarımına, 1960'lı yılların ortalarında başlanmıştı. Projede amaç, İlyuşin Il-28 ve Yakovlev Yak-28 taktik bombardıman uçaklarının yerini alacak, cephe hattı derinliğinde bombardıman görevleri üstlenebilecek bir uçak geliştirmek idi. Uçak ilk uçuşunu Ocak 1970'de gerçekleştirdi ve 1975 Şubat ayından itibaren hizmete girmeye başladı.. Novosibirsk ve Amur Komsomol'unda çeşitli modellerde toplam 1,200'den fazla üretilen uçak aynı zamanda Cezayir, İran ve Suriye'ye de satıldı. SSCB'nin dağılmasından sonra Belarus 40 civarında, Ukrayna da 120 adedini devraldı. Belarus, elinde kalan uçakları Sudan'a sattı.


Su-24 temel tasarımının yeni nesil aviyonik ve silah sistemleri ile güncellenmiş hali olan Su-24M, ilk uçuşunu Haziran 1977'de gerçekleştirdi. Uçağa eklenen sistem ve kabiliyetler şunlar:

Havada yakıt ikmâl sistemi
Arazi takip radarı
PNS-24M hassas seyrüsefer ve taarruz sistemi
Kaira lazer / elektrooptik hedef tespit sistemi
Artırılmış azami kalkış ağırlığı
Kanat kök üst tarafından chaff/flare karşı tedbir salıcıları

1990'ların ortalarında Su-24M'lerden bir kısmı ilave aviyonik modernizasyona tabi tutuldular. Bu eklentiler arasında KAI-24P başüstü gösterge (HUD), SV-24 görev bilgisayarı, OR-4TM LCD gösterge, SRNS-24 hassas seyrüsefer sistemi, TBN-K-2 uçuş veri kayıt sistemi bulunuyor. Bu güncellemelere tabi tutulan uçaklar Su-24M2 olarak da anılıyor.

6980'nci Muhafızlar Hava Filosu, Su-24'ün Su-24M modeli ile donatılmış bir birlik. Su-24M2 modeli, 6988'nci Filo tarafından kullanılıyor. Dolayısıyla düşürülen uçağın Su-24M modeli olduğu iddia edilebilir.

Su-24M'yi vuran Türk Hava Kuvvetleri'ne ait uçak ise ABD'li Lockheed Martin şirketi üretimi bir F-16 idi. Türk Hava Kuvvetleri envanterinde halen 210 civarında F-16 av / bombardıman uçağı bulunuyor. Bu uçağın Block 30, Block 40, Block 50 ve Block 50 modelleri, av - önleme, bombardıman, yakın hava desteği ve keşif görevlerinde yoğun olarak kullanılmakta. 1987 - 1999 yılları arasında Peace Onyx I ve II projeleri ile tedarik edilen uçaklar yakın zamanda Peace Onyx III projesi altında kapsamlı bir aviyonik modernizasyonuna tabi tutuldu. Uçaklara modern güdümlü mühimmat atma kapasitesi eklendi. Ayrıca Peace Onyx IV projesi ile de 30 adet yeni Block 50+ uçağı teslim alındı. Bu uçakların en önemli ayırt edici özellikleri, kanat kökü - omuz kısımlarında taşıyabildikleri ilave yakıt tankları (CFT).

Su-24M'nin hangi silahla düşürüldüğüne dair resmî bir açıklama ya da açık kaynak verisi henüz bulunmuyor. Ancak bu konuda seçenekler çok fazla değil. 

Türk F-16'sının, Su-24M'yi vurabileceği üç farklı silahı var: 20mm makinalı top ile AIM-9 Sidewinder ve AIM-120 AMRAAM havadan havaya füzeleri.

Türk Hava Kuvvetleri envanterinde AIM-9'un AIM-L, AIM-9M ve AIM-9X modelleri bulunuyor. Bu füze, kızılötesi güdüm sistemine sahip ve yakın mesafe (görüş mesafesi - Within Visual Range; WVR) muharebelerde kullanılan, kısa menzilli bir füze. Türkiye yakın zamanda bu füzenin en son geliştirilen yeni nesil modeli olan AIM-9X'ten tedarik etmişti. Bu füzeler ayrıca pilotun kaskına monteli görüş sistemi ile de tevcih edilebiliyor, bu da yakın mesafe hava savaşında (it dalaşı) pilota önemli avantaj sağlıyor.

Bir diğer alternatif olan AIM-120 AMRAAM ise, görüş mesafesi ötesinde (Beyond Visual Range; BVR) ateşlenebilen, orta menzilli bir havadan havaya füze. Türk Hava Kuvvetleri envanterinde bu füzenin AIM-120A, AIM-120B ve AIM-120C-7 modelleri bulunuyor. AIM-9X'in aksine AMRAAM, radar tarayıcısı ile hedefini tespit ediyor. 

Her iki füzenin de menziline ilişkin açık kaynaklarda güvenilir veriye ulaşmak mümkün değil ancak mertebe olarak AIM-9'un 15 - 20; AIM-120'nin ise 80 - 100km azami menzile sahip olduğu söylenebilir. Tabii menzil değeri, füzenin ateşlendiği irtifa, sürat ve çevresel koşullara göre büyük değişiklikler gösterebilmektedir.

24 Kasım olayında düşen uçağın kurtarılan pilotu, herhangi bir füze ikazı almadıklarını beyan etmişti. Bu da ilk etapta, pasif güdümlü AIM-9'un kullanılmış olabileceğini düşündürtmekte. Ancak AIM-9'un kullanılması, F-16'nın Su-24M ile görsel temas sağlamış olması anlamına gelir. Türk tarafı, füzenin ateşlendiği anda vurulan uçağın milliyetine dair bilgi sahibi olunmadığını açıklamıştır. Bunun üstüne, yayınlanan radar iz haritasında, her iki uçak arasındaki mesafe de göz önüne alındığında, Rus jetinin bir AIM-120 AMRAAM ile vurulmuş olması olasılığı öne çıkmakta.

Video kayıtlarında, Su-24M'nin kuyruk bölgesinde itibaren kanat firar kenarlarına doğru yayılan biçimde yandığı, esas hasarı arka bölümünden almış olduğu görülüyor. Bu, uçağın vurulma anına ilişkin net bir ipucu sunmasa da, füzenin yaklaşma tapasının harekete geçerek, harp başlığını uçak yakınında patlaması sonucu gövde hasarı oluştuğunu düşündürtmekte. Her iki füze de yaklaşma tapasına sahiptir, dolayısıyla uçağın hasar alma şekli, füze tipine ilişkin bir ipucu sunmamaktadır.

Makinalı top ise olasılık dışıdır, zira bu şekilde bir isabet kaydetmek için F-16'nın Su-24'e yakın görsel temas sağlayacak kadar yaklaşması gerekir.

Türk Hava Kuvvetleri'nin bölgeye en yakın F-16 üssü, Diyarbakır'daki 8'nci Ana Jet Üssü'dür (AJÜ). Bu üste 181 ve 182'nci Filolar bulunuyor. Ancak bu, vuran uçağın bu üsse ait olduğunu iddia etmek için yeterli değil. Zira Suriye sınırında gerçekleştirilmekte olan devriye uçuşlarına sadece 8'nci AJÜ bağlısı uçaklar değil, bu üs ve Adana İncirlik Üssü'ne intikal eden diğer filolar da katılıyor. Öte yandan yakın geçmişe kadar uygulanmakta olan AJÜ bağlısı ilk filonun (örneğin 181) taarruz, ikinci filonun ise (örneğin 182) av - önleme görevlerine verilmesi uygulaması, aviyonik ve silah sistem modernizasyonları ile kazanılan çok rollülük kabiliyeti ile terkedildi. Dolayısıyla Su-24M'yi vuran filonun 182'nci Filo'ya bağlı olduğunu iddia etmek, şu aşamada mümkün değil.

Rus jetinin, Guard frekansından yapılan çağrıları almaması, yalnızca telsizini bu frekansa ya da tümden kapatması ile veya teknik arıza ile açıklanabilir. Rus tarafı ısrarla ve kesin bir şekilde herhangi bir uyarı gelmediğini, füzenin ateşlenmiş olmasına ilişkin de bir ikaz ya da emare alınmadığını iddia etmektedir. Bu durumda ya Rus uçağının telsizi kapalı idi ya da teknik arıza söz konusu idi. Bölgede sadece Rus ya da Suriye hava araçları bulunmamaktadır. Türkiye, sınır boyunca düzenli olarak muharebe hava devriyesi (Combat Air Patrol; CAP) uçuşları gerçekleştirmektedir. Ayrıca ABD, Fransa ve İngiltere'ye ait savaş uçakları, Suriye ve Irak'taki IŞİD unsurlarına karşı hava harekâtları düzenlemektedir. Üstüne Suriye rejimine destek için bölgede sık uçuşlar gerçekleştiren İran uçakları da bulunmaktadır. Hal böyle iken, Rus jetlerinin, hele hele Türkiye sınırına bu kadar yakın bir bölgede seyrüsefer ve haberleşme açısından azami özeni göstermeleri beklenmelidir. Türk tarafı, Rus jetlerine yapılan ikazların ses kaydını yayınlamıştır. Uluslararası açık frekanstan yapılan bu çağrıların alınmaması, alınmış olsa bile herhangi bir karşılık verilmemesi, en iyimser yorum ile "şımarıklık" olarak adlandırılabilir. 

Neden Oldu?

Türk Hava Kuvvetleri'ne ai bir RF-4E/TM tipi keşif uçağı, 22.06.2012 tarihinde Hatay açıklarında Suriye hava savunması tarafından düşürüldü. Türkiye, bu olaydan sonra sınır bölgesinde katı bir angajman kuralı (rules of engagement) uygulayarak, sınıra yaklaşan tüm Suriye unsurlarını tehdit olarak algılayacağını ilan etti. Nitekim Türk Hava Kuvvetleri 16.09.2013 tarihinde Suriye'ye ait bir Mi-8 genel maksat helikopterini, 23.03.2014 tarihinde de MiG-23BN tipi bir savaş uçağını düşürdü.

Rusya, bir süredir Kuzey Denizi, Baltık, Karadeniz ve Pasifik'te artan biçimde gerçekleştirdiği uçuşlar ile siyasi - askerî varlık gösterisi yapmakta. Bu kapsamda Tu-160 gibi stratejik bombardıman uçaklarının "uzun menzilli devriye uçuşları" da dahil olmak üzere sık sık NATO ülkelerinin hava kuvvetleri ile karşılaşmalar, bazı durumlarda da hava sahası ihlalleri gerçekleşmekte. NATO üyesi ülkeler, Baltık ülkelerinin hava savunması için "Baltık Hava Devriyesi" (Baltic Air Policing) adı verilen bir harekât kapsamında dönüşümlü olarak bu bölgeye savaş uçağı sevkediyor; bu kapsamda Türk F-16'ları da 2006 yılında Litvanya'da konuşlandırılmıştı.

Ukrayna Krizi'ne müdahalesi ve Kırım'ı ilhakı sonrasında Rusya'nın Batı ile ilişkileri büyük ölçüde bozuldu. Ülkeye uygulanan yaptırımlar ve akabinde Rusya'nın Doğu Avrupa'ya yönelik askeri varlığını güçlendirmesi, NATO'nun da bölgedeki unsurlarını takviye etmesi, gerçekleştirilen tatbikat ve eğitimlerin artması ile karşılık buldu. 

Suriye İç Savaşı'nda muhalif güçlere karşı mücadelesinde askeri ve teknik açıdan gücünün sınırlarını zorlamaya başlayan Esad yönetimi, Irak hükümeti, Şii milisler, Hizbullah ve İran'dan ciddi boyutlarda personel, silah ve lojistik destek almaktaydı. Rusya da, benzer şekilde donanım, lojistik ve istihbarat desteği sunmaktaydı. Bu desteğin kapsamı bu yıl arttı ve Rus askeri unsurlarının bilfiil harekâtlara katılması ile başka bir boyuta taşındı. Yürütülen harekâtlarda başlangıçta kamuoyuna açıklanan gerekçe IŞİD ile mücadele olsa da, Rus uçaklarının bombardımanı sadece bu örgüte yönelik değil, aynı zamanda diğer silahlı isyancı gruplara karşı da yürütülmekte. Zaten Rusya'nın resmî söylemi, Esad rejimine karşı silahlı isyan yürüten tüm grupların terörist olarak nitelendirilmesi ve bunların bertaraf edilmesi için rejime destek olunması şeklinde.

Bölgede uçuş yapan Rus uçakları, Ekim ayı başlarında Türk hava sahasını çeşitli kereler ihlal etmişti. Bu ihlallerden bazılarında Türk jetlerine radar kilidi -hem de 5 dakika gibi oldukça uzun bir süre- atılmıştı. Bu olaylardan sonra iki ülke askeri ve sivil bürokratları arasında görüşmeler gerçekleştirilmişti. Rusya, sınır ihlallerini kabul etmiş, ancak bunların seyrüsefer hatasından kaynaklandığını, kastî olmadığını ve tekrarlanmayacağını; Türkiye ise, ihlallerin tekrarlanması durumunda müsamaha gösterilmeyeceğini beyan etmişti.

Öte yandan bu yıl içinde ABD, İncirlik hava üssüne savaş uçakları konuşlandırmaya başladı. Bu kapsamda önce Ağustos ayında altı adet F-16, IŞİD'e karşı düzenlenen Inherent Resolve harekâtına katılmak için üsse intikal etti. Bu uçaklar, Ekim ayında 12 adet A-10 Thunderbolt yakın hava desteği jeti ile değiştirildi. ABD ayrıca, Türkiye'nin talebi üzerine önce Ekim ayında altı adet F-15C av - önleme, ardından da Kasım ortalarında altı adet F-15E av / bombardıman uçağını İncirlik'e sevketti. ABD ayrıca Diyarbakır 8 AJÜ'ye HH-60G Pave Hawk muharebe arama kurtarma helikopteri ve HC-130J Combat King II özel kuvvetler arama kurtarma uçağı konuşlandırmıştı.

Makro seviyede Rusya - Batı arasında artmış, başka bir deyişle potansiyel enerjisi bu kadar birikmiş bir gerginliğin, bu gibi yerel görünümlü, tekil "patlamalar" doğurması kaçınılmazdı.

Rusya, Türkiye'nin uçağı bilinçli bir şekilde vurduğunu iddia ediyor. Buna karşılık Türkiye, Genelkurmay Başkanlığı'nın 25.11.2015 tarih ve BA-98/15 sayılı basın açıklaması ile ifade edildiği üzere vurma sırasında uçağın milliyetinin bilinmediğini belirtiyor (Bu, teknik olarak mümkündür. Uçağın milliyetini belirlemek için yapılması gereken görsel temastır. Çeşitli gerekçelerle görsel temas yapılmaz / yapılamazsa uzaktan önleme yapılabilir). Dolayısıyla Türkiye'nin temel tezi, daha önceden ilan edilmiş angajman kurallarının uygulandığı, Rusya'ya yönelik kastî bir tutumun söz konusu olmadığı şeklinde (ayrıca bkz: "Türkiye Rus Uçağını Neden Düşürdü?").

Şimdi Ne Olacak?

Türkiye'nin, uluslararası hukuk bakımından zaten sorunlu bir kavram olan angajman kurallarını uygulamada aşırı katı tutumu, krizin yönetiminde önünde önemli bir mesele olarak öne çıkmışa benziyor. Hava sahasının 17 saniye gibi oldukça kısa süren bir ihlalinde, görsel temas gerçekleştirilmeden yapılan müdahale, Türkiye'nin resmî tezlerini savunmada haklı olsa bile işini zorlaştıracaktır.

Türkiye'nin tartışmalı Suriye politikasına yönelik iç kamuoyunda yaygın destek olduğunu söylemek güç. Buna ilaveten uluslararası platformlarda, izlenen politika ve alınan kararlara yönelik çok yaygın ve sert eleştiriler mevcut. Dolayısıyla bu en son krize yönelik olarak iç kamuoyunda fikir ve görüş birliğinin olmadığı görülüyor. Ulusal güvenliği doğrudan ilgilendiren böyle bir olaya dair bu denli parçalanmış, kutuplara ayrılmış toplum, psikolojik harekâta karşı da savunmasız hale düşmüş demektir.

Rusya'nın izleyebileceği dolaylı ve doğrudan yanıt seçenekleri mevcut. Bunları şu şekilde özetlemek mümkün:

i. Doğrudan yanıtlar

Sınır boyunca av - önleme uçuşlarının artırılması

Bölgede görev yapacak taarruz uçaklarına av - önleme uçaklarının refakat etmesi

Kara ve deniz konuşlu hava savunma sistemlerinin bölgeye sevkedilmesi

Doğu Akdeniz ve Karadeniz'de deniz ve hava unsurlarının faaliyetlerinin artırılması

Rusya'nı Suriye'de av - önleme maksatlı olarak kullanabileceği sadece dört adet Su-30SM savaş uçağı bulunuyor. Bunların hepsinin, 30 adet taarruz uçağına yeterli refakat şemsiyesi sağlaması zordur. Bu durumda mevcut dört uçağın uçuş saatlerinin büyük oranda artırılması ve / veya ülkeye ilave av - önleme uçaklarının sevkedilmesi gerekebilir. Her halükarda, denizaşırı bu harekâtın desteklenmesi için işletme - idame ve lojistik bakımlarından ilave yükün doğması söz konusudur.

Halen Doğu Akdeniz'de bulunan Slava sınıfı kruvazör Moskva, Tartus limanına sevkedilmiş bulunuyor. Bu gemide, S-300 uzun menzil yüksek irtifa hava savunma sisteminin deniz türevi olan Rif (NATO kodu SA-N-6 "Grumble") bulunuyor. Rusya ayrıca Suriye'ye S-400 (NATO kodu SA-21 "Growler") hava savunma sistemi konuşlandıracağını açıkladı. Bu sistemler uzun menzilli radarları ile geniş bir bölgede hedef tespit, teşhis ve takibi gerçekleştirebiliyor. Rif sisteminde kullanılan 5V55RM füzesinin vuruş menzili 90km; S-400'de kullanılan 48N6 füzesininki ise 150 - 200km dolaylarında.

Kara konuşlu hava savunma sistemleri ile, muhtemelen "kim vurduya gitti" şeklinde bir karşılık riski mevcuttur. Ancak halihazırda çok farklı ülkelerin uçak, helikopter ve İHA'ları ile karmakarışık bir halde bulunan Suriye hava sahasında bu tür bir eylem, Rusya için ciddi riskler barındırmaktadır. 

Rus savaş gemileri ve uçaklarının Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki faaliyetlerini artırmaları da beklenebilir. Bu kapsamda Türk deniz ve hava sahası boyunca devriye ve istihbarat uçuşlarının artması söz konusu olabilir. Bu da her iki tarafın savaş gemi ve uçaklarının daha sık karşı karşıya gelmeleri sonucunu doğuracaktır.

ii. Dolaylı yanıtlar

Ekonomik

Siyasi

Psikolojik harp

Siber harp

Rusya, Türkiye'nin önemli bir dış ticaret ortağıdır. Ekonomik ve ticari ilişkilerde özellikle tarım, turizm ve inşaat sektörleri büyük paya sahiptir. Rusya'nın bu sektörlerde Türkiye'ye yönelik yaptırım kararları alması beklenebilir. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, ambargo ya da yaptırımların gündemde olmadığınıaçıklamıştı ancak Başbakan Medvedev, ortak yatırımların durdurulması da dahil bir dizi tedbir için talimat verdi.

Siyasi seviyede ilişkilerin büyük yara aldığı aşikâr. Rus hükümeti uluslararası platformlarda Türkiye'ye yönelik yoğun bir kampanya başlatmış bulunuyor. Burada, Türkiye'nin terörizme destek veren ülke olarak nitelendirilmesine varan sert bir söylem söz konusu. Kanımca bu durum, Rus yönetiminin olay karşısında yaşamış olduğu şok halinin de bir yansıması. Zira olayın hemen ertesinde Rus Savunma Bakanlığı'ndan yapılan görece temkinli hava, Devlet Başkanı Vıladimir Putin'in "teröristlerin işbirlikçileri tarafından sırtımızdan bıçaklandık" sözleri ile birlikte birden değişti.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi, genelde Suriye politikası, özelde de bu olayla ilgili olarak Türk kamuoyunda tam bir bölünmüşlük hali mevcut. Rusya'nın, bu parçalanmayı derinleştirmek için basın - yayın, etki ajanları, propaganda ve benzeri tekniklerle yoğun bir psikolojik harekât yürütmesi beklenebilir. Nitekim bu kapsamda 17 - 25 Aralık dosyaları ve IŞİD'e destek iddiaları gibi konular, Rus basınında açık ve yoğun şekilde işlenmeye başlamış durumda. Psikolojik harekâtın bir uzantısı olarak PYD ve PKK örgütlerine sağlanan istihbarat, lojistik destek, silah vb yardımın artırılması da olası.

En ciddi risk ise, Rusya'nın siber harp kullanarak vereceği yanıttır. Rusya, Çin ile birlikte siber harbi en etkili ve yoğun kullanan ülkelerdendir. Bu konudaki kabiliyetlerini Estonya, Gürcistan ve Ukrayna'da sergilemiştir. Siber harbin en önemli iki avantajı, yarattığı büyük asimetri ve sorumluluktan kaçma fırsatı sunmasıdır. Oldukça düşük risk ile (bir siber saldırıya maruz kalındığının anlaşılması bazı durumlarda aylar mertebesinde gerçekleşmektedir) son derece etkili sonuçlar alınabilmektedir. Dahası ne zaman, nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiğinin tespit edilmesi çok zor olan siber saldırılar, çoğu zaman "bir grup milliyetçi hacker" ve benzeri kimliğe sahip gruplar tarafından üstlenilmekte, aynı terörizm gibi, devlet ile organik bağı olmayan etki araçları olarak kullanılmaktadırlar. Türk devlet bürokrasisi, savunma mekanizması ve sosyal hizmetlere yönelik engelleme, karıştırma, yavaşlatma ve benzeri maksatlı siber saldırı ile bir karşılık verilmesi riski son derece yüksektir.

Rusya, Suriye'deki harekâtını, bu harekâtta kullandığı Kalibr seyir füzeleri gibi vasıtalarla Batı'ya karşı bir gövde gösterisi ve meydan okuma olarak kullanmaktaydı. NATO üyesi bir ülkenin bir Rus uçağını düşürmesi (ve dahası Rus ordusunun CSAR görevi sırasında da kayıp vermesi), ülkenin askeri - stratejik postürüne, söylem ve prestijine çok ciddi bir darbe indirmiştir. Bu olay karşısında vereceği vermeyeceği karşılık(lar), sadece Suriye sorunu değil, Ortadoğu, Kuzey Denizi ve Pasifik'te Batı'ya karşı duruşunu önemli ölçüde etkileyecektir. Dolayısıyla sorun öyle ya da böyle Türkiye - Rusya krizi değil, NATO - Rusya sorunu haline gelecektir.

TÜRKİYE RUSYA UÇAĞINI BÖYLE UYARDI