Hakan Kılıç

Türkiye Rusya’dan Sukhoi savaş uçağı alır mı?

  • Son Güncelleme: 7/01/18 21:29:52
  • 19

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

İkinci bölüm

http://www.kokpit.aero/hakan-kilic-sorular-2

 

SORU 5-RUSYA’DAN, F-35 YANINA İLAVETEN SU-30 VE SU-35 ALINSA İYİ OLMAZ MI? RUSYA’DAN SİLAH ALIMINA KARŞI MISINIZ?

Soru-cevaplar yazı dizimize dördüncü sorunun devamı niteliğindeki beşinci soru ile devam ediyoruz.

Bir Rus atasözü derki ”Ayıyı dansa kaldırırsan, dansın ne zaman biteceğine ayı karar verir”. Bizde “Ayı” yı en son Su-24 uçağını düşürmekle dansa kaldırmıştık. Hemşerilerimin dediği gibi tezek mi yaksak(!), doğalgazı kimden alsak gibi düşünürken Suriye’deki gelişmeler ve ilginçtir 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “Ayı” birden bire dansı bitirdi.

Dolayısı ile dans bittiğine göre artık ayıdan fazla korkmaya gerek yok gibi gözükebilir. Hatta evcil olmasa bile dostça davranabiliriz diye düşüneler olabilir. Ancak ayı bu ne yapacağı belli olmaz. Yani hiçbir zaman fazla ileri gitmemeli, hep temkinli olmak zorundasınız. Yoksa en iyimser tahminle ölü taklidi yapmak zorunda kalabilir ve bu arada baya hırpalanmış olabilirsiniz.

İşte teşbihte hata olmasın benim Türk-Rus ilişkilerinde gördüğüm durum bu. Bir gün darbeye karşı demokrasi tarafında, bir gün ABD’nin PYD vefasızlığı karşısında bize destek oluyorlar (Henüz ABD’nin dağıttığı silahlar münferit olaylar haricinde bize karşı kullanılmadı. Kullanıldığı takdirde ki, pek yakındır uluslararası ilişkilerde de level atlanıp vefasızlıktan “ihanet” kategorisine geçilmiş olacak).

Ruslar, bir gün “boş verin NATO’yu siz NATO’sunuz ama yine de size S-400 vereceğiz” diyor veya El-Bab’a girin karışmam deyip seyrediyor. Sonra bir bakmışsınız “Karadeniz’de üstünlüğü ele geçirdik artık Karadeniz Türk gölü değil” açıklaması yapan generaller, Karadeniz’in yeni anti-gemi/seyir füzesi cenneti olduğunu ilan ediyor. SU-24’den sonra Ermenistan’a satılan SS-26 Iskander-E’leri geçtik, Suriye S-300/400, Kırım S-400 ile donatılıyor.

Domates kotasını bir koyup bir kaldırırken, Rus turistler Antalya’ya akın ediyor. Genelkurmay Başkanlığı’mız anında (1 saat içinde) yalanladığı halde “Türkler yanlış bilgi verdi” diyerek Suriye’de askerlerimizi bombalayıp şehit ederken, GRU casusları İstanbul göbeğinde Çeçen liderleri vuruyor. Biz, ABD ve diğer batı ülkelerine NATO olmaları sebebi ile (yüzde yüz haklı olarak) PYD desteğinden ötürü köpürürken, hem PYD, hem de PKK bürosunu aynı anda bulunduran tek başkent olarak Moskova tarihe geçiyor. Daha Amerikalı düşük rütbeli subayların PYD patchs’leri taktığı fotolar basına yansıyıp güncelliğini yitirmemişken, Rus generali PYD patchs’i ile geziyor ve Soçi’de PYD muhatap alınmak istenerek bir terör örgütü resmi bir taraf olarak kabul edilmek/ettirilmek isteniyor.

Türkiye’ye karşı olumlu veya olumsuz Rus icraatlarına birçok örnekle devam edebiliriz. Fakat konumuz bu değil. Sadece son zamanlarda çok farklı siyasi hareketlerin taraftarlarının ilginç bir şekilde birleştiği “Ruslar bizi çok seviyor veya S400 başta olmak üzere TSK’yı Rus silahları ile donatmalıyız” mantığını anlamakta güçlük çekmemin sebeplerini sadece bir yönü ile açıklamak istedim.

Öncelikle ikinci kısma cevap vereyim; kişisel olarak Rus silahlarına karşı değilim çünkü dünyadan silah sistemleri ithalatının meyve sebze ithalatından farkı kalmadı gibi. Herkes, herkesten silah alıyor. Ancak ABD İngiltere, Rusya gibi ülkeler kendi kendilerine %100 yeterli hale gelmiş durumda. Bu durumda Yunanistan gibi bir NATO ülkesi Rusya’da Tor hava savunma füze sistemi ve S-300 alabilirken, Rusya nerede ise Fransa’dan iki adet Helikopter/havuzlu çıkarma gemisi alacaktı. Bağlantısız ülkeler her ikisinden de silah almakta. Hatta bugün envanterinde Fransız, Rus ve Amerikan askeri amaçlı uçaklarını aynı anda bulunduran ülkeler az değil.

Ancak bizim kapı gibi bir NATO üyeliğimiz var. Onu da geçelim hava kuvvetlerindeki bazı eğitim ve nakliye uçakları hariç tamamı ABD üretimi uçaklardan oluşuyor. İşte bu yüzden yani NATO üyeliğine Rus uçağı almak kanuni engel teşkil etmese de, uçak envanterimiz Amerikan menşeli olduğu için daha önceki sorunun devamı olan “ara dönem için Rus uçağı alabilir miyiz?” sorusunun cevabı; kanaatimce kesinlikle hayır veya çok yanlış bir adım olur.

S-400’ün üzerine birde bu uçak alımı gerçekleşse eksen kaymasının tescili ve “beni artık NATO’dan atsanız mı? Çünkü ben kendim çıkmak konusunda kararsızım” ifadesinin vücut bulmuş hali olsa gerek. Ancak beni işin bu siyasi kısmı ilgilendirmiyor. Örneğin karar verilir NATO’dan çıkılır. Hatta bu referanduma sunulur vs. Belki Rusya ile bir pakt kurulur.

Sonuçta kendisine bile parasızlıktan yeterince hızlı savaş uçağı (Sukhoi serisi) üretemeyen Rusya, “siz merak etmeyin ben size bir yıl içinde pilotaj eğitimi ve yedek parça temini dâhil 239 F-16 yerine 239 Su-35, 40-45 F-4E yerine de 50 tane Su-34 üretir satarım” derse ve bizimde alacak paramız varsa o zaman bu makaleyi çöpe atabilirsiniz. Hatta inanmakta zorluk çekeceksiniz ama o durumda “biz neden F-35 alacağız?” sorusunu en çok soran ve muhalefet eden kişi de ben olurum.

Ancak reelpolitiğe bakarsak 15 Temmuz’dan beri ABD inadına Türkiye’nin, Rusya ile romantizme dayalı dış politik eğilimlerinin negatif efektlerini sık sık görmekteyiz. Müttefikimiz ve NATO üyesi ABD’nin PYD’ye verdiği destek karar mercilerimizin Rusya’ya bakış açısındaki kontrast ayarlarını sık sık bozsa da hala daha hiçbir resmi söylemde NATO’da çıkış veya ABD ile olan stratejik çıkar ilişkisinin ve anlaşmalarının sonlandırılması yönünde bir söze rastlanmadı.

O zaman madem hala daha uçaklarımızın ve buna bağlı tedarik zincirinin yani yedek parça, mühimmat/füze ve bunları sevk idare eden komuta merkezleri, ağ merkezli harp unsurları ve sabit mobil radarların büyük çoğunluğu Amerikan malı ve geri kalanları da yerli veya NATO kaynaklı.

Ve hala NATO’dan çıkmamıza veya ABD’yi hatta sadece ABD demeyelim diğer PYD destekçisi ve Suriye politikası yönü ile çatıştığımız Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin tehdit olarak kırmızı kitaba yazılacağına dair bir MGK kararı yok. Hükümet programı da veya resmi bir hükümet bildirisi veya KHK’de yok. Aksine ABD ile ve sıkı ABD müttefikleri ile ilerletilen ilişkiler var. Örneğin F-35 projesinin devamı, ASELSAN’ın Suudi Arabistan ile ortak firma kurması, EUROSAM ile milli anti-balistik ve SAM kabiliyetli yüksek irtifa hava savunma füzesi geliştirilmesi niyet anlaşması, Aster-30 için görüşme söylentileri, hatta hatta kapalı kapılar ardında S-400’e ve Aster-30’a ilave PAC-3 alımı için görüşüldüğü söylentileri. Kısaca S-400 haricinde askeri açıdan Rusya veya Rus savunma sanayi ile başkaca bir temas yok.

Bu durumda özetlersek ABD uçaklarını kullanmaya devam. Peki soruya dönecek olursak TF-X seri üretime geçene hatta yeterli sayıda üretilecek zamana kadar geçen sürede bir ara dönem uçağa ihtiyaç var ise bu uçak Rus Su-30/35 uçaklarından biri olabilir mi? Bir önceki bölümde ihtiyaç olduğunu çok şiddetle olmasa bile savunduğum için yeniden tartışmayalım. Bu ikinci senaryoda NATO uyumlu veya bir kısmı NATO tarafından kurulan radar ağımızda da ciddi değişiklik yapılması gerekeceğini bir kenara not düşmeliyiz. Dolayısı ile NATO’dan çıkış ve envanter yenilemesini kaç milyar dolara mal olacağını da hayalperestlere ayrıca sormak isterim.

EF-2000’in fiyatı, F-15E satılma ihtimalinin zayıf olması vb. sebeplerle SU-35 alsak ne olur?

Yukarıda anlattığım konjonktür aynen devam ederse tamamı NATO uyumlu IFF’den, link 16’ya, haberleşme sistemlerinden NATO standardın da mühimmatlar ve füzeler kullanan hava kuvvetlerimiz Rus uçaklarını kullanmaya başladığında bu uçaklara ait bakım, mühimmat vs. cihazları birkaç üsse dağıtmak sorunda kalacak.

Dahası sadece Rus uçakları için alınan mühimmatları kullanacağı için yerli mühimmatları bir süre sonra adapte etse de yüzlerce NATO füze/mühimmatını hala NATO’da olduğu sürece izin verilmediğinden adapte edemeyecek. Hatta AIM-9/120 gibi füze envanterini kaynak kodları verilmediği için NATO’dan çıksa bile hiçbir zaman adapte edemeyecek.

Bakım ikmal merkezlerinin NATO uçakları ve isteminde kazandığı kabiliyet ve tecrübeyi Rus uçaklarında da kazanması gibi ayrıntı gözüken ama zor ve maliyetli detaylarda olacak. Sadece NATO kritolu/kriptosuz IFF cihazına sahip olmadığı için radarlarımızla uçaklar arasındaki IFF sorunu da ayrıntılardan bir tanesi.

Rusya’dan silah alımına karşı olup olmadığım konusundaki yoğun soruların cevabına geçmeden önce bu konuyu daha derinlemesine incelemenin ayrıntılara vakıf olmak ve çok uzun sayfalar gerektireceğinin belirterek ne editörü kızdırmaya, ne de teknik bilgi sahibi olmadığım detaylarda top çevirmeye gerek yok. Bu detaylara sahip olmadan bu kadarcık yüzeysel bilgi ile bile net konuşmak mümkün. Ayrıca yazdıklarımı desteklemek amacı ile S-400 konusunda taban tabana farklı düşündüğüm siyasi kişiliği de olan emekli bir havacımızın yazdıklarını paylaşmak isterim.

Geçenlerde Yunanistan’ın F-16 modernizasyonu üzerine yapılan bir yorumda emekli havacı sayın generalimiz kendisi S-400 alımını destekleyen ve Rusya ile yakınlaşmayı olumlu bulan çok yazı yazmış olsa bile “Yunan hamlesi karşısında Rus savaş uçakları envantere katabilir miyiz?” sorusuna cevap verirken benim yukarıda yazdıklarıma paralel gerekçelerle uygun olmayacağını çok maliyetli ve sistem değişikliği gerektiğini söylemişti.

21.10.2017 tarihinde Aydınlık.com.tr’de E.Hv.Plt.Tümgeneral Beyazıt Karataş’ın ile yapılan röportajdan ilgili kısmı aynen aktarıyorum;

ABD ile yaşadıklarımız düşünülecek olursa biz başvursak bile böyle bir onayın çıkma ihtimali düşük gibi gözüküyor. Türkiye Sukhoi gibi Rus üreticileri ya da başka üreticilerle çalışamaz mı?

Bu tür çalışmanın hayata geçirilmesi kolay değil. Sadece uçağa bakmamak gerekli. Uçak demek aslında bir lojistik sistem demek. Türk Hava Kuvvetleri’nin lojistik sistemi ABD Hava Kuvvetleri’ne yani ABD’ye bağlı. Şimdi burada Türkiye bir yol ayrımına gelirse eğer bırakın Rusya’dan uçak almayı Fransa’dan bile uçak alsak lojistik sistem farklılığı mevcut. Lojistik sistem dediğimizde uçağın uçması için gereken binlerce parçanın yönetilmesi dair bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreci yönetmek için bir lojistik sistem yazılımına ihtiyacınız var. Bunun altyapısını, bakım sistemini, yedek parçalarını düşündüğünüzde işte sorun burada. Bu sistemin ayrıca personel eğitimi gerekli, demek istediğim hadi ben kızdım gidip SU-35 (Rus jeti) alacağım demek kısa vadede kolay değil. Çok sıkışırsanız komple alır uçurursunuz ama parçaların hepsi Rusya’da gelir. Bir de birkaç filo için bu yapılabilir ama tüm kuvvet için zor. Böyle bir durumda diğer uçaklara parça bulamazsınız. Kıbrıs çıkarması sonrası Amerikan ambargosu olduğunda 20 uçaktan 4 uçağımız uçabiliyordu. Sağlam uçaklardan parça sökülüp uçacak uçaklara takılıyordu. Gittiği yere kadar gidiyordu arkası gelmiyordu malzemenin. Tüm sistemi kısa vadede böyle çevirmek mümkün değil.

Tabi Türkiye’nin bu derece bağımlı olması iyi değil. Eskiden bu bağımlılık oranı yüzde 90-95 iken şimdi F-35’ler ile yaklaşık yüzde 98 olacaktır. Örneğin bir F-35 havada arıza yaptığında daha yere inmeden uydularla o bilgi ABD’ye gidecek Türklerin elindeki F-35’de şu parça arıza yaptı diye. Mevcut sistemin değiştirilmesi çok stratejik bir karar, bunu alabilir miyiz? Bırakın ABD dışında başka ülkelerden uçak almayı Türkiye ABD’den F-35 alarak daha fazla bağımlı hale gelecektir.

Yunanistan ile ilgili bir konu da şu; Yunan Hava Kuvvetleri elinde Fransız Mirage uçakları var. Bunlar ayrı üslerde ayrı lojistik sistem içinde çalışırlar. Sistemleri ile ilgili kitaplar Fransızcadan İngilizceye, Yunancaya çevrilmiştir. Her yeni sistem için çeviri yapılıp personelin eğitilmesi, lojistik tedariki kolay işler değil. Yeri gelmişken onu da söyleyeyim, Yunanistan’ın henüz F-35 siparişi yok. Yunanistan bu siparişi veremediği için elindeki F-16 uçaklarını Block 70 seviyesine çıkarmaya çalışıyor.

Rusya’da silah sistemleri alımına karşı mıyım sorusuna gelince twitter’da da çok yazdığım fakat birçoklarını inandıramadığım gibi karşı değilim. Hatta bazı konularda destekliyorum. Şöyle ki; özellikle taktik silah sistemlerini satın almak günümüzde neredeyse meyve, sebze veya tahıl almak gibi. İsteyen istediği ülkeden alıyor ve kimse de kimseye kolay kolay niye aldın demiyor. Ben temelde, Rusya veya Çin fark etmez NATO dışı ülkelerden stratejik silah sitemlerini alımına karşıyım. Taktik sistemlere eğer daha ucuz ve gerçekten verimli çalışabilecek ise asla karşı çıkmadım/çıkmam. S-400’e mesafeli yaklaşmamın en büyük iki sebebinden biri de bu, yani stratejik silah sistemi olması ve bu derece para bağlanan dev bir sistem için Rusya’ya yani NATO harici bir ülkeye bel bağlanması. Şöyle düşünüyorum, en basitinden yarın Kuzey Kore lideri veya Trump 3.Dünya savaşını başlattığında ben oynamıyorum deme şansımız olacak mı? veya taraf seçme? 2,5 Milyar USD’lik bir sistemi kaldırıp çöpe atmak büyük maliyet. Diğer husus entegrasyonsuzluktan düşük verim ve TBM(taktik balistik füze) imha kabiliyetine inanmadığımı vb. birçok kez yazdım.

Ancak ben bu makaleyi yazarken S-400 hava savunma alay komutanlığının kurulduğu haberi medyaya yansımıştı. Artık S-400 üzerine yazıp çizmenin çok manası yok ve gerçekten samimiyetle memlekete hayırlı olmasını temenni etmekten başka çare yok. Umutla ve sabırsızlıkla ve samimiyetle bir an önce gelmesini herkes gibi bekliyorum. Konuya dönecek olursam başka stratejik silah sistemlerinin de Rusya, Çin, İsrail gibi ülkelerden alımına karşıyım.

Ancak taktik sistemler özellikle ucuz, kendi başına yani standalone çalışabilen hemen hemen tüm komşularımızda mevcut ve entegrasyon şartı olmayan Rus alçak/orta hava savunma sistemlerinin alınmasını defalarca sosyal medyada yazdım. Amerikan ve Avrupa malı pahalı sistemler yerine daha üstün olduğu kabul edilen BUK, TOR, Pantsir hava savunma füze sistemlerinden biri veya bir kaçı alınabilir. Umarım S-400 ile birlikte S-400 bataryalarını korusun diye ilerinde Pantsir alınacak söylentileri doğrudur. Hatta bence sadece S-400 için değil tüm hava üslerine alınması gerekmektedir. Malumunuz hava savunma sistemimizin içler açısı hali ortadadır. Bu bağlamda mantığımı ve bakış açımı anlatmak ve sosyal medyadaki saçma ve haksız ithamlardan kurtulmak için tanıdığınız sistemler ürerinden birkaç örnek vererek bitirmek istiyorum.

Aster-30 alım imkânının olduğu yerde ne S-400, ne de Amerikan Patriot’larını tercih etmezdim. Diyelim ki T-129 Atak helikopterimiz olmasa ve direk alım yapacak olsak çok daha iyi ve ucuz olsa bile Amerikan AH-1W King Cobra varken Rus KA-52’yi veya F-15E’yi aynı fiyata satsalar bile SU-57’yi tercih etmezdim.

Ancak bahsettiğim hava savunma sistemleri, özel görevler için hafif silah sistemleri (çok yüksek sayılarda olmamak şartı ile) vb. NATO sistemlerine muadil ama daha ucuz veya verimli savaş anında stratejik bağımlılık yapmayacak türden silah sistemleri alınabilir. Bazı sistemler vardır ki mühimmatı bitene kadar kolaylıkla kullana bilirisiniz, bazıları ise elektronik sistemi kullanıcı ülkenin karıştırmasına çok açıktır ve o ülkenin istemediği düşmanla savaşamazsınız. Bunu neden söylüyorum şundan; tehdit ülkelerin yarıdan çoğu bizden ziyade Rusya ile müttefiktir (Suriye, İran, Ermenistan). Diğer 3 yakın tehdit Yunanistan ve Bulgaristan ise NATO üyesi olduğundan ABD ve NATO müdahalesi kaçınılmaz olup savaş riski iki ülkeden ayrı NATO tavrına da bağlıdır. Yani ABD İran veya Suriye’ye, Türkiye’ye saldırırsan sana askeri ambargo uygularım deme şansı yokken, bunu Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan’a rahatlıkla deyip savaşa barışçıl yönde müdahale edebilir veya elbette bir tarafı da tutabilir. İsrail’i de aynı bağlamada düşünebiliriz.

Son paragrafta anlattığımın en basit örneğini Kardak’ta gördük. Kardak’ta Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri savaşın eşiğinden dönmüştü. Yıllar sonra ise Amerika eski Büyükelçisi “biz zaten Kardak’ta gereken müdahaleyi yapacaktık isteseler bile Türk ve Yunan savaş gemileri birbirlerini vuramayacaklardı” demişti. Büyükelçi aklı sıra Türk ve Yunan savaş gemilerindeki Harpoon anti-gemi füzelerinin güdüm sitemlerini karıştıracaklarını veya GPS vs. gibi kendi ellerindeki sistemlerle füzelerin hedefi bulmasını engelleyeceklerini kast ediyor. Fakat kendisine bu konunda askeri yetkilerden ne derece bilgi verildi, iki ülke kabiliyetleri açısından ne derece enforme edildi bilemiyorum. Ancak bir ülkenin sistemini kullanırken o ülkeye rağmen onun istemediği düşmana kullanmanın zorluğu açısından güzel ve doğru bir örnek olarak yukarıdaki paragrafımı destekliyor (Ancak Büyükelçinin ne derece haberi var bilemem ama Ege gibi sığ bir denizde gemilerdeki baş topuna, torpidolara veya savaş uçaklarının pike saldırılarına müdahale imkânları olamazdı).

Yakın zamanda “uçak ve helikopter gemisine ihtiyacımız var mı?” sorularını irdeleyeceğimiz gelecek bölümde görüşmek üzere.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap

YAZARLAR

  • Elif Yayla

    Japonlar yapıyor, çünkü değişime hep açıklar