Aybars Meriç

Uçaklara neden reflektör takıyorlar?

  • Son Güncelleme: 6/08/18 17:32:54
  • 2

Şu sıralar bolca duyduğumuz tabirler var. 5. Nesil savaş uçağı, stealth, radara yakalanamama özelliği, yeni nesil uçak, radar reflektörleri, vs.vs. Elbet bu hususlarda yazan çizenimiz de çok. Kesinlikle işin içinde olmak ve dışarıdan bakmak arasında büyük farklar da var.

Bu nedenle bazen kuvvetten emekli subaylarımız, ya da halen işin içindeki ağabeylerimiz, yazarçizer tayfasına soğuk ve önyargılı yaklaşabiliyorlar. Fakat her ikisi de doğruları içeriyor ve bir arada güzel. Madem öyle her iki yapıyı nasıl aynı kotada buluşturacağız? Gelin bu gün bu konuda biraz çaba sarf edelim. Çerçevemizi de stealth üzerinde kuralım ki, hem güncel hem daha faydalı olsun.

İkinci Dünya Savaşı döneminde icat edilen radar teknolojisi, uçaklara bir yarasa misali sinyal gönderme ve yansıyan sinyalleri yakalayarak yerlerini tespit etme mantığıyla kurgulandı. Ahşap, metal, kumaş, kompozit ya da başka bir materyal olsun, uçak gövdesinde kullanılan tüm malzemeler belirli bir oranda bu yansımayı sağlayabiliyorlardı.

RADARIN ÖNEMİ

Zaman ilerledikçe jet motoru çağına girildi, teknoloji gelişti ve radarlar uçakların üzerine de entegre edilmeye başlandı. Kore savaşında Sovyet MiG-15’lerine karşı Amerikan Sabre’lerinin ana gücünü üzerlerindeki radar oluşturmaktaydı. Böylece iki temel fayda sağlayabiliyorlardı. Birincisi düşman göz mesafesine girmeden önce onları fark edip, uygun pozisyon alabilmekti. (Durumsal farkındalık)

İkincisi ise it dalaşı sırasında radar yardımıyla daha isabetli top atışları yapabilmekti. Bu iki fayda önemliydi zira Rus tayyaresi hem silah yükü hem de manevra kabiliyeti açısından Sabre’den daha güçlüydü aslında. Fakat farkı yaratan teknoloji ve onu kullanmayı bilen pilotlar oldu.

GÜDÜMLÜ FÜZELER

Zaman ilerleyip Vietnam savaşı dönemine ulaştığımızda, hava savaşlarına güdümlü füze faktörü de dahil olmuştu. Her iki düşman blokta da bir uçak için radar ve elektroniklerin önemi gayet iyi anlaşılmıştı. Bu önem 3. Nesil uçakları şekillendiren ana faktörlerden biri olmuştur. ABD cephesinde bizim de çok yakından tanıdığımız F-4 ve F-5’leri buna örnek verebiliriz. Neden bu iki uçağı örnek verdiğimi yazının ilerleyen aşamalarında daha iyi kavrayacaksınız. Fakat gelin buradan tekrar radarlar konusuna yoğunlaşalım.

O dönemde bir tayyarenin üzerinde taşıyabileceği radar ve elektronik yüküyle, o yükü beslemek için üretmesi gereken enerji ile bunu daha hafif hale getirebilme gerekliliğiyle yüz yüze kalınmıştı. Elbette teknolojik olarak daha önde olan batı bloğu, bu hususta daha başarılı ürünler ortaya koyabildi. Doğu bloğunda ise yer konuşlu büyük radarlar ve onlara entegre uzun erimli SAM füzeleri ile desteklenen, farklı bir hava savunma konsepti öne çıkmıştı. Elbette Sovyetler Su-15 Flagon ve MiG-25 Foxbat gibi ağır hava önleme uçaklarına da güveniyorlardı. Fakat cephe hattındaki hava üstünlüğü için, MiG-21 BIS, MiG-23 gibi uçaklarla güçlendirilen, bunları yer konuşlu merkezlerden yöneten ve yönlendiren, ağır radar ve hava savunma sistemleriyle destekleyen bir yapı benimsemişlerdi.

İşte bu cephe hattı yapılanma konsepti Arap-İsrail savaşlarında, Vietnam’da ve dünyanın birçok yerinde batıyla yüzleşti. Deneyimler hava güçlerinin kendi çalışmaları, çatışmalar ve birçok asker ve akademisyen tarafından gün geçtikçe derinleştiriliyordu. Ve anlamlı bulgular da ekleniyordu bunlara.

HANGİ UÇAK

Örneğin radarlar hakkında konuşalım. Havada uçan bir tayyare var. Bunun uçmak için kullanmaya mecbur olduğu bir aerodinamik yapı, geometrik şekil var. Bu şekil hangi açıdan bakarsanız bakın, daima farklı bir radar yansıması veriyordu. (Radar kesit alanı) Bu tayyarenin sırtlandığı harici yüklerle de doğru orantılı olarak değişen bir yapıydı.

F-4 Phantom gibi büyük uçaklar için fazla bir fark yaratmasa bile, F-5 gibi küçük tayyareler için o kadar anlamlı fark yaratıyordu ki. Radara burun vererek yaklaşan ve harici yük taşımayan bir F-5 tayyaresini fark etmek, çok geç olmadan neredeyse olanaksızdı. Hele ki bu radar bir savaş uçağının üzerinde ise ve kapasite ve güç olarak yer radarlarından düşükse.

İşte şu sıralar F-35 tayyaresiyle birlikte sıkça konuşmaya başladığımız meşhur “radar reflektörleri” konusu var ya, işte o zamandan F-5 uçaklarında kullanılmaya başlandı. Görünüş olarak bir AIM-9 Sidewinder füzesine benzer, siyah yuvarlak başlıklı, eğitim uçuşlarında uçağın çok düşük eko verdiği karşı cephesinden de fark edilmesini sağlayacak bir aparat.

4. nesil uçakların servise girmesi ve F-16 ile birlikte konu daha da derinleşti. Çünkü gerek geometrik dizaynı ve gerekse kullanılan yeni nesil malzemeler dolayısıyla (Ram boyaları kastetmiyorum. Onlarla değişiklik daha da güçlenmiştir ve her açıdan radar kesit alanı düşmüştür o ayrı.) dış yükü olmayan bir F-16’nın cepheden radara yakalanması o kadar zordu ki. Mecburen radar reflektörler boş eğitim uçuşlarında standart donanım haline getirildi. Bunu kuvvet içindeki hemen hemen tüm uzmanlar bilirler, fakat siviller tarafından bilinilirliği azdır. Bu gibi nedenlerle yeni nesil okuryazar taifemizle, asker ve uzman taifemiz arasındaki bakış açısı farkı oluşmaktadır. Hatta bazen bu uzman / asker tarafında bir körlük ve kendini üstün görme refleksine de dönüşebilmektedir maalesef.

(Yukarıdaki resimde, uçuş istikametinde, sol kanat ucu istasyon iki, yuvarlak kafa radar reflektördür.)

İşte bu sebeple kamuoyunun bilgisine sunulan ilk stealth tasarım olarak nitelendirebileceğimiz F-117 tayyaresinde, mimari şekil düzenlemesi sayesinde, yok edemediği radar ışınlarını, farklı yönlere yansıtarak, alıcı ve verici üniteleri yakın bölgelere konuşlanmış yer radar sistemlerinde ve uçak üstü radarlarında, görünmezliği yakalama prensibi benimsenmiştir.

Daha sonraki dönemlerde materyal biliminin gelişmesine müteakip, gerek radar ışınlarını emebilen boyalar, gerek daha yoğun kullanılmaya başlayan komposit malzemeler sayesinde, F-22 ve F-35 gibi uçaklarda, makul aerodinamik yapılarla da stealth özelliği yakalanabilmiştir. Bu makul aerodinamik dış yapı / biçim faktörü, günümüzde birçok ülkenin 5. Nesil uçak çalışmalarının, birbirine benzemesine, birbirini andırmasına sebep olmaktadır.

F-35 VE S-400

Yeri gelmişken güncelimizde yer alan bir konu olan, S-400 ve F-35 meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Aslında bu ikisinin arasında direkt bir baş kurmak söz konusu bile değildir teknik açıdan. Konuya F-35 ve S-400’ün ve MİLDAR gibi modern yerli sistemlerin aynı anda sahibi olan bir ülke olmak bazında yaklaşmak daha doğrudur.

Peki, neden? Elinizde F-35 var diyelim. Bunu belli bir zaman ve hızda, belli bir rotada uçurabilirsiniz. Elinizdeki bir gelişmiş radar sistemi, nerede olduğunu ve nereye gittiğini zaten bildiği bu uçağın, normalde son derece düşük olan ve kullanıldığınız radarın filtreleri tarafından otomatik olarak yok varsayılan (kuş vb. doğal objelerle karıştırılmaması için), o hafif ekosunu / izini kayıt altına alabilir.

Bunu birçok açıdan ve farklı koşullarda denediğinizde, sadece o ize odaklanacak bir filtre yazma şansınız olacaktır. İşin hoş tarafı bunu sadece uçak ekosuyla sınırlamak zorunda değilsiniz. F-35 egzos gazının iyonize ettiği havanın radar ekosuna da odaklanabilirsiniz. Her halükarda F-35 sahibi olmak, yazılım açısından milli kontrolünüzde olan radar sistemleriyle bu uçağı tespit etmek noktasında size avantaj kazandıracaktır.

Bu noktada S-400 Hava Savunma Sisteminin milli değil, ithal bir sistem olduğunu tekrar hatırlayalım. Öyleyse… ABD tarafından bu iki sistem ilişkilendirilip, ısrarla bir argüman ortaya konuyorsa, demek ki alacağımız S-400 HSS’leri üzerinde ciddi bir yazılımsal kontrol unsuruna da sahip olacağımız konusunda ümitlenebiliriz. Yani ithal bile olsa, milli çıkarlarımız doğrultusunda kullanılabilecek yeterli yazılımsal kontrol gücüyle birlikte ve kendimize özel / yarayışlı bir şekilde S-400 alımını gerçekleştirmemiz büyük olasılık dahilindedir. Bu konudaki analizimi / kanaatimi sizlerle paylaşmak istedim. Zira şundan emin olunuz ki gerek Silahlı Kuvvetlerimiz gerekse Cumhurbaşkanlığı, SSB ve ilgili diğer kurumlarımızda çalışanlar saf ve naif değildirler. Açıklanmasa bile bu hususta milli çıkarlarımızı en üst düzeyde savunacak anlaşmaları yaptıklarından şüphe duymuyorum.

Değerli okurlarım. Sakın açık açık konuşmuyorlar, birçok şeyi saklı tutuyorlar, kamuoyunu aydınlatmıyorlar düşüncesiyle, askerlerimize ve savunma sektörümüzün çalışanlarına, ön yargıyla yaklaşmayınız. Bazı şeylerin saklı tutulması gerekir. Bazı şeyleri ise konuşmak insanlara anlamlı gelmeyebilir. Özellikle mesleğiniz dolayısıyla ketumiyet doğanızın bir parçası olmuşsa. Elbette okur ve yazarlarımızın görüş ve analizleri sahip oldukları açık kaynak bilgilerine bağlı olarak şekillenecektir / etkilenecektir. Fakat bu durumda onların boş konuştuğu yada yanlış analizler yaptığı anlamına gelmez. Emekliler başta askerlerimizin ve sektör çalışanlarının onları ötelemesi bir çözüm olmadığı gibi, kulağını tıkaması ve dinlememesi çok büyük zararlara sebep de olabilir. Bu nedenle ortak değerlerimiz olan vatanseverliği, aynı devlet çatısı ve bayrağın gölgesinde yaşadığımızı hatırlayarak, çekişme ve çatışmalardan uzak kalmak önemlidir. Saygılarımla…

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap