Uğur Cebeci

TC-ANA ile bir seferinin detayları...

  • Son Güncelleme: 4/03/13 02:19:16
  • 1

 

İstanbul'dan Şarja'ya (Sharjah-Şerce) uçacağız. Süre dört saatten biraz fazla. Kimse gelmeden erkenden uçağa geçiyorum. Bir devlet uçağının ciddiyeti, güvenlikten ekiplerin çalışmasına kadar her şey beni çok etkiliyor. Devlet uçaklarından sorumlu Kaptan Pilot Levent Yılmaz'ı eskiden tanırım. Hava Kuvvetleri'nde iyi bir F-16 pilotuydu. Adı Kanada'dan Pakistan'a geniş bir coğrafyada bilinir. Akademik seviyedeki İngilizcesi, aile yapısı tam bu görevin adamı.

El sıkışıyoruz, uçağa geçiyorum. Devlet uçakları filosundaki şimdilik en büyük uçak. A319 gövdeli bir iş jeti...TC-ANA

Rotayı öğreniyorum. Dubai’de aşağıdaki hava trafik yoğunluğu nedeniyle yüksekten geçip çok yakındaki Şarja'ya alçalacağımız gibi detayları anlatıyorlar.  Uçağın ön tarafında Cumhurbaşkanı ya da Başbakan için ayrılmış bir bölüm var. Öyle abartıldığı gibi değil. İş jeti standartları içinde, hatta biraz da altında. Bir çalışma bölümü, yakınlar için koltuklar, dolaplar vesaire...

GÜVENLİK DORUKTA

Biniş öncesi ve sonrası güvenlik dorukta. Bıktırmıyor, usandırmıyor, zarafet umduğumun çok üstünde. Arka tarafa geçip koltuğuma oturuyorum. Kabin ekipleri koşuşuyor, Başbakan'a eşlik edecek ekip hızla uçağa geliyor. Herkes yerli yerinde. Bakanlar Bülent Arınç, Mehmet Şimşek, Mehdi Eker, sistemin dikkatli hakimi danışman Mücahit Arslan, özel güvenlik gelip yerlerini alıyorlar.

Yolcu alımı, kargo yüklemesi, ikramın gelişi hepsi düzgün bir akışla yapılıyor. Başbakanın Basın Müşaviri ki, hayatımda tanıdığın en renkli ve sakin adam Lütfullah Göktaş gelip hoş geldiniz diyor. Bir şeye ihtiyacım olup olmadığını soruyor. İyi bir ev sahibi ve devlet uçağında uçmamı benden çok isteyen zarif bir organizatör aynı zamanda.

YOĞUN GÜNÜN İÇİNDEN GELİYOR

Toplantılar, basın toplantıları, meslek hayatımızın patronlarından Türkiye Gazetesinin sahibi Enver Ören'in cenazesine katılan Başbakan yoğun günün  öğle sonrası uçağa geliyor. Merdivenleri hızla çıkıyor ve uçakta yerini alıyor.

Kalkıyoruz, mükemmel ötesi bir tırmanış ve rotaya giriyoruz.  Kabin ekipleri ikrama başlıyorlar. İkramda abartılacak hiç bir şey yok. THY uçaklarının marka ikram şirketi Do&Co'nun yüklediği yemekler, normal yolcu uçaklarının yemeklerinden farklı değil. Aynısı.

Tatlılara kadar aynı seçimli mönü. Kokpit ara sırada yaşanan türbülansları kontrol altında tutuyor. Uygun irtifalarda yüksek bir konfor sunuyor.

KABİNDE GÖRDÜĞÜM YANLIŞLAR

Başbakanın oturduğu bölümün arkasında bütün görevlilerin biraz tedirgin ve gerilimli olacağını düşünürdüm. Yanılmışım. Herkes çok rahat. Bu rahatlık yolcu bölümünde daha keyifli bir uçuş imkanı verdi bana. Ama havacılığın vazgeçilmez kurallarının da bazılarının yada ana başlıklarının çiğnendiğini gördüm:

1- Yolcular ki çoğu görevli daha tırmanış tamamlanmadan,düz uçuşa geçilmeden ayağa kalkıyorlar.

2- İniş ve kalkışta kabindeki yolcuların yarısından çoğu kemer bağlamıyor. Bağlayanlar da kemerleri bol bırakıyor,gerdirmiyor.İnanılmaz bir rahatlık içindeler. İnişte bir çoğu koltuğu dik duruma getirmiyor. Geleneksel VIP hastalığıdır bu.

3- Koridorda toplanmalar o kadar çok ki, kabin memurları slalom yaparak servisi gerçekleştiriyorlar.

4- Uçakta yeterli ikram olduğu halde dışarıdan börek getirilmesine de tanık oldum. Bu arada ben de o börekten yedim. Elbette güvenli bir yerin ürünüdür ama genellikle dışarıdan uçağa ikram şirketi dışında yiyecek getirilmemesi gerekir. Yada ikram şirketinin laboratuarından, hijyen vs,kontrolünden geçirilmelidir.

5- Kabinde ısı yüksek. Belli ki öyle isteniyor. Ama bu sağlıksız durum aşırı su kaybına ve enerjinin düşmesine yol açıyor. Kabin ısısının 20 dereceyi geçmemesi gerekir.

6- Başbakanın doktoru en arka koltukta oturuyor. Oysa birinci sırada, Başbakana en yakın noktada ve koridor tarafında oturması gerekir. Havada müdahalede tanımlamada önemli görevi olan defibratör cihazı ise doktordan çok uzakta önden ikinci sıranın üstündeki dolapta yer alıyor.

BAŞBAKAN ÇALIŞIYOR

Uçakta iki galley yani mutfak var. Biri önde, diğeri arkada. Başbakana yapılan servisle bize yapılan servis farklı değil. Başbakan uçağa geldikten sonra kısa bir dinlenmenin ardından çalışıyor. Görevlilerin biri gidip biri geliyor. Sanırım Şarja'daki karışılama, sonraki gün yapacağı konuşmalar falan hepsi gözden geçiriliyor. Detaylar konuşuluyor.

Bizim kısımda kimi çalışıyor, kimi film izliyor ve zaman kabin memurlarının koşturmaları arasında geçip gidiyor. Kabin memurları yani hosteslerden istekler ölçülü ve sistemi bozmayacak şekilde. Ama kabin memurları gördüklerimin neredeyse en iyileri ve çok profesyoneller. Çok hızlılar, herkese yetişiyorlar, eşit ilgiyi inanılmaz başarı ve güler yüzle  gerçekleştiriyorlar. Onların hayatları uçuşlar dışında da her an bir uçuş çıkması ihtimaline karşılık stand-by geçiyor. Beklemede bir hayata alışmışlar...

ŞARJA’YA İNİYORUZ

Işıklar kısılıyor, kabin ekipleri yerlerine geçip omuz kemerleri dahil bağlanıyorlar. Dubai trafiğinden dolayı yüksek gelmemize rağmen mükemmel bir alçalışla Şarja Havalimanı'na iniyoruz. Son derece güzel bir konma ve ardından uygun frenleme ile duruyoruz. Durma noktasında önce güvenlik görevlileri yerlerinden kalkıyorlar, telsiz donanımları, silahların çok dikkatle üzerlerine yerleştirmeleri ve kapıya gidişleri beni etkiliyor.

Başbakan iniyor, sanki bütün gün saliseleri bile koşturarak geçirmemiş gibi müthiş enerjik görünüyor. Karşılama töreni yapılırken biz de arka kapıdan inip bekleyen araçlara biniyoruz. Organizasyon müthiş, aksayan, geciken hiçbir şey yok. Otelimize geçiyoruz. Başbakan yakınımızdaki sarayda konaklıyor.

Ertesi gün Expo Center'da konuşma, ziyaretler, ikili görüşmeler alabildiğine yoğun geçiyor. Programda bir saatlik gecikme ile havalimanına gidiyoruz. Uçağa binen herkesin bagajları uçak altına getirilen seyyar x-ray cihazından geçiriliyor. Türk Güvenlik görevlileri hiçbir detayı gözden kaçırmıyorlar. Her an beraber oldukları diğer görevlileri bile dikkatlice kontrol ediyorlar.

ELBETTE ÖNCELİK VAR

Hazır bekleyen uçak, tüm yolcuları aldıktan sonra kapı kapatıyor. Elbette uluslararası nezakete göre öncelikle kalkış izni veriliyor. Uçağımız mükemmel bir tırmanışla irtifasına çıkıyor. Yine kemerler fora ve yine tırmanış tamamlanmadan ayağa kalkanlar koridorda toplanıp konuşmalar yapıyorlar.

Uçağın koridoru standartlardan daha geniş. Buda içeriye büyük ferahlık veriliyor. Tam düz uçuşa geçildikten bir süre sonra Basın Müşaviri Lütfullah Göktaş bizi Başbakanın yanına götürüyor. Küçük çalışma bölümünde önce masasının karşısı koltuğuna oturuyorum. Yorgun görünüyor.

Ayağında terlikleri var ki, bu uçuşlarda doğal bir durum. Ben de giyecektim neden ürkek davrandığımı anlamıyorum. Çorapları doğru, anladığım kadarı ile yüzde yüz koton... Gömlekte öyle görünüyordu. Terletmeyen koton ürünler havayolu yolculuğunda büyük rahatlık sağlıyor.

Başbakan bizleri gülerek karşıladı ve herkesin tek tek oturması ve rahatlığı ile ilgilendi. Hareketli pufları kaydırarak yerlerimizi aldık. Ne içmek istediğimize kadar sordu. Ama biz hızla soru sormaya başladık. Bir kısıtlama yoktu ama yormamak da gerekiyordu. Barış sürecinden başlayıp, Suriye, Irak ne varsa gündemi madde madde sordum. Üçüncü havalimanından söz ettik. Sanırım bir saatten fazla çok rahat ve bir o kadar samimi bir sohbet oldu.

Sohbetin içinde ambargolar yoktu. Başbakanın verdiği rahatlıkla ben uçaktaki fazla ısıdan bile şikayet ettim. Hemen ısının düşürülmesini istedi. Uçuşu nasıl bulduğumu sordu ve rahatça cevapladım. O rahatlığı veriyordu. Ama yorgundu. İnsafsızlık edip uzatmanın anlamı yoktu. Yine de bir saati geçtikten sonra izin istedik. Ayağa kalkıp uğurladı.

Yol boyu bütün türbülanslar kokpitte kontrol altında tutuldu. Belki de kabine, kokpitin olağanüstü uçuşu kemer bağlamama rahatlığı veriyordu. Ama elbette her zaman beklenmedik anlar yaşanabilirdi...

Karşı rüzgar aldığımız için biraz daha uzun bir uçuşla Ankara Esenboğa Havalimanı’na indik. Yine mükemmel ötesi bir alçalış ve park pozisyonuna geldik.

Devlet uçağında 8 saatten fazla bir süre yaşamıştım. Abartılmış hiçbir şey gözlemlemedim. Keyifli bir yolculuktu. Her şey sınırlar içindeydi. Hani bazen devlet başkanlarının uçakları için 'uçan saray' falan gibi saçma sapan laflar edilir ya, ne anlamsız bir şey. Bu çağda bu araçlar sadece zaman kazandırıyor. Hatta bayrak taşıyıcı havayolu filolarından uçak istenerek verilecek zararlara göre çok daha az maliyetli oluyor. Daha büyük uçak Airbus A330 geldiğinde umuyorum ki, daha uzaklara, daha kalabalık gruplarla daha iyi yolculuklar yapılacak. Boyamaları beğenmesem de Türkiye Cumhuriyeti uçaklarının inip kalktığı her yerde çekilen fotoğraflar Türkiye'nin büyüyen imajına katılıyor. 'Air Force One'dan başlayarak Devlet Hava Filoları'nın hikayeleri bile o ülkenin  reklamı oluyor.

Kimilerine garip gelse de ben böyle düşünüyorum:

Güçlü devlet daha büyük uçaklarla daha iyi görünüyor...

Gelecek hafta: Devlet için daha da büyük uçak gerekli mi? Evet gerekli. Haftaya...

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap