Avrupa rekorunun hikayesi!

  • 16/08/2014 16:40

Gökhan Çağlayan

Uçmak çocukluğumdan beri hayalimdi, sonraları unutmak zorunda kaldığım ya da gerçekleşmeyeceğini kabul ettiğim bir hayal... Üniversite yıllarında dağcılık, mağaracılık gibi doğa sporları ile uğraşmaya başlamıştım. Ta ki bir gün Atlas dergisinin arka sayfasında gördüğüm yamaç paraşütü eğitimine ilişkin küçük bir ilan sayesinde bir arkadaşım ile beraber Ankara’ya yamaç paraşütü kursuna katılmaya karar verinceye kadar…

Sanırım 1996 olmalı. Yamaç paraşütünün o ilk yıllarında kanatlar bugünkünden çok farklıydı, mesafe uçuşu ise bilinmeyendi, malzeme bulmanın zor ve pahalı olduğu bu sporu İstanbul’da kimseye ulaşamayınca bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım.

BİR GÜN ÇATALCA’DA YAMAÇ PARAŞÜTÜ GÖRDÜM!

2002 yılında Çatalca/İstanbul sırtlarında uçan bir grup insanı görünceye kadar dağlar ve mağaralar ile uğraşmaya devam ettim. Onları izlerken zaman benim için donmuştu, sonunda BÜHAK havacılık kulübüne ulaşmış, eğitimlere başlamış ve ilk kanatlarımızı almıştık. Hayatım o gün değişti.

Şu anda 10 yıldan fazla bir süredir uçuyorum. Temmuz 2012’deki rekor peşinde koşarken geçirdiğim büyük kazaya kadar çeşitli 100+ ve 200+ km’lik uçuşlarım olmuştu. 3 bin 300 metrede bulut tabanından, açılmamış bir yedek paraşüt (!) ile düştükten sonra bir süre ara vermek zorunda kaldım.

Arkadaşlarım ve ikinci ailem Albatros Sportif Havacılık Kulübünün destekleri ve cesaretlendirmeleriyle tekrar uçuşa geri dönmem iki yıl aldı. Her şer de bir hayır var derler ya bu sayede bende DHV 1-2 ile uçmayı seçtim ve kendi sınıfımda bir rekor kırma rüyam gerçekleştirmiş oldum. Diğer yandan kulübümden arkadaşlarım Hakan Akçalar 343,5 km ile Türkiye Rekorunu tekrar kırarken Basat Okay 334 KM ile en iyi ikinci dereceyi yaptı.

ORADA OLMAK VE SEÇİM

Epeydir süren sıkıcı, uçuşsuz geçen yağışlı hafta sonlarından sonra ilk kez uçuş havası vardı. Uçuşa susamış bir grup pilot için düğün günüydü! Cumartesi için Çökelez/Denizli’de hava çok iyi görünüyordu.

Sevdiğimiz, bildiğimiz, eski rekorları olan bir yer ancak pazar günü uçuş vermeyecekti. Diğer yanda ise Kahraman Maraş vardı, Pazar için çok iyi bir hava, yeni bir coğrafya üstünde uçmak ancak Cumartesi kuzeyli rüzgârlar ile Suriye’ye sürüklenme ihtimali ve pazartesi işe dönmek, uzun uçuş sonrası çile olacaktı.

Bölgenin potansiyeli zaten belliydi ve Muharrem ile öncesinde konuşmalarımızda tepeden bahsetmiş ve rekor denemesi için davet etmişti. Kararsızlığımın tepe noktasına varmıştım, Cuma gecesi saat 12’yi geçmişti, Denizli ağır basıyordu ancak gönül Maraş’ı istiyordu. Maraş’ı tekrar kontrol ettim rüzgârın yönü düzelmişti, başka bir sebep kalmamıştı ve hemen bileti aldım. Basat ve Hakan zaten pazartesilerini ayarlamışlar ve biletlerini almışlardı.

CUMARTESİ GÜNÜ (28 HAZİRAN 2014)

2-3 saatlik bir uyku ile sabah Hakan’a gittim, beraber Basat’ın evine gittik oradan da üçümüz havalimanına gittik Yunus da gelmişti. İstanbul’dan 4 pilottuk. Gaziantep’e indiğimizde yerel pilotlar Ömer ve Yasemin bizleri karşıladı. Kahvaltılık bir şeyler ve katmerlerimizi alıp derhal yola koyulduk.

Kalkışa vardığımızda Ankara’dan gelen 5 pilot ve Kahramanmaraştaki pilotlar oradaydılar. Tanışma ardından hızlıca bölge hakkında bilgileri aldık, inversiyon ağırdı ancak ovada kolayca kırılacağını düşünüyordum. Termikler sıklaşmaya başlamıştı, rüzgâr patlamadan kalkmak için hazırlandık ve kalktık. İyi giyinmiştik ancak 43 derecede yükselemeyince yanmaya başlamıştık. Kimsenin arkaya dönmeye niyeti yok gibiydi, bölgeyi bilmediğim için irtifa yetersiz diye düşünüp sağdan sırt boyunca ilerlemeye başladım. Basat da aynı yönde benimle geliyordu. Köy üzerine açılıp termik bulurum diyordum ancak patladım. Pek çok pilotun indiğini telsizden duymuş ya da görmüştüm. Diğerleri ile buluşup, benzinliğin bahçesinde ağaç gölgesine sığındık ve  4 kişinin ise inmeyip arkaya döndüğünü ve uzadığını öğrendim.

YERDEN İZLİYORUZ

SPOT üzerinden Basat’ı izliyorduk her zamanki gibi kilometreleri yiyerek gidiyordu. Aşağısı çok sıcaktı, inversiyon kalkmadığı gibi, rüzgar şiddetleniyor, bir çeşit “gust front” hamle cephesi geliyordu. Bahçeye giren bir toz şeytanı “dust devil” ve kapayan hava ile beraber yağmur ihtimali belirmişti. Çökelezden ve bizim takımdan mesafe haberlerini almış Kahramanmaraş’a pek de kahramanca olmayan bir şekilde dönüyorduk. Yineden Maraş ekibinin misafirperverlikleri moralimizi yerine getirmişti, Mahmut Hopur bizlere evini açtı, Adem ve diğer arkadaşlar en iyi şekilde ağırladılar. 140-170 KM arası giden Basat, Yunus, Volkan, Umut ve Dora halen dönüş yolundaydılar. Hep beraber heyecanlı bir şekilde hava durumunu kontrol etmek için bilgisayar başındaydık. Ancak açtığımız ilk ekranla moralimiz bozulmuştu. İnanmak istemiyorduk. 50 km hızında rüzgar ve düşük termik kalitesi.

Başka sitelere girip tekrar baktık aynı görünüyordu tahminler değişmişti. Hakan her zamanki iyimserliğini koruyordu ve yarın erken kalkarsak şansımızı var diyordu ama ya iniş ne olacaktı? Ben ise daha önce Denizli’de yaşadığımız bir uçuşu hatırlıyordum sabaha kadar süren şiddetli rüzgâr havayı temizlemiş sabah mükemmel bir havada uyanmıştık. Umutlarımızı koruyarak yarışma kampına dönüştürülmüş evde uyuduk.

 

PAZAR – REKOR GÜNÜ 29 Haziran 2014

Sabah erken kalkmıştım, ilk iş rüzgar sesinin olmadığını duyup yinede korkarak perdeyi kaldırmak oldu, gözlerime inanamadım. Balkona koştum hava düzeltmişti, bilgisayarı açıp Urfa, Mardin ve diğer illerden tek tek İstanbul’a dönüş uçaklarının tarihlerini kontol ettim. Nereye ineceği belli olmayan şuursuz XC pilotlarına uygun bir uçuş arama motoru yapılması gerektiğini düşündüm.

Odama dönerken diğer bir erkenci Basat’ı gördüm belli ki meterolojiyi kontrol etmişti. Kayıp oyuncağını bulmuş çocuk gibi “Tahminler düzelmiş abi” dedi, gülüyordu.

Diğerleri de kalktılar hızlıca yola çıktık. Buluşma, alışveriş, kahvaltı derken kalkışa varışımız 10.30 olmuştu. Kalkış öncesi son bir kare fotoğraf çekildik, gün iyi olacaktı belliydi. Hazırlandık, ekibin enerji takviyesi baklava ve katmerler sisteme yüklendiJ ve 11.15 gibi kalkmaya başladık. Organize ve hızlıydık.

Kısa bir süre sonra tüm ekip yarışma formatında tek bir gaggle oluşturmuştu, ben ise aşağılarda durumu kurtarmaya çalışıyordum. Topluluk arkaya dönmüş giderken ben hala uğraşıyordum. Yeterli irtifayı aldığımda grubun ileride yeni bir termik bulup ilerlediğini gördüm sanırım 10-15 km ilerimdeydiler.

Her zamanki gibi yine kalkışı en son terk eden olmuştum ama yavaş yavaş alışıyordum. Yavuzeli ovasına giden sırtlar üzerindeydim. Bulut tabanı yükseliyor, yerdeki 40 derecelik havadan sonra irtifanın soğuğu çok iyi geliyordu. Coğrafyaya dalmış giderken önümdeki grubun 6-8 kanadını yakalayıp geçtiğimi fark ettim ancak irtifam da azalmıştı. Sırtlardan devam ederken bir an Fırat’ı nehrini gördüm nefes kesici bir mavilik. Gözlerim Halfeti ve Rum kaleyi aradı ve buldum. Mutluluk buydu, yeni bir coğrafyanın üzerinde uçmak ve eski tanıdıkları görmek. Bu arada 4.000mt üzerine çıkıyordum sol tarafımda Atatürk barajını altımda köylerin kasabaların serpiştirildiği uçsuz bucaksız sarı ovanın Suriye’ye kadar uzandığını görüyordum ve inversiyon üzerinde kristal mavi havanın serinliği ve mutluluğu ile uçmaya iyice alışmıştım.

Soğuğun etkisiyle fotoğraf makinasının pili pitmişti, epey uğraştan sonra yedek pili bulup çıkardım ve yerleştirdim ancak yedek pilde 1-2 kare çalıştı ve hata mesajı verdi. Bütün malzememi kazadan sonra yenilediğim için ayarları yapılmamıştı, çıkan telsiz kablolarını yol boyunca birkaç kez bağlamak zorunda kaldım.

Speed ise uzun geliyordu full basabilmek için ayak uçlarımla uzanmak zorunda kalıyordum daha kötüsü ip boyları eşit değildi ama buna fazla takılmadım. Kazadan sonra aldığım ikinci yedek paraşüt önümde duruyordu ve vario’mu görmeme engel oluyordu.

Devasa boyutlarıyla görüş açıma sığmayan Atatürk Barajının güneyinden geçiyordum, manzara nefes kesiciydi. Türlü tonlarda sarı ova ile suyun mavisi keskin sınırlarla birbirinden ayrılıyordu. Onun üzerinde açık mavi gökyüzü başlıyor sonra inversiyonun beyazlığının bittiği yerde kristal mavi gökyüzü devam ediyordu. Renklerin cümbüşü gözlerimi acıtıyor gibiydi ilgim renkler ve coğrafyaya kaymıştı.

Bu arada irtifayı epey yediğimi fark ettim, telsizden Hakanın patlamaktan zor bela kurtulduğunu ve sonrasında da roket gibi yükseldiğini duyduğumda ben de irtifa kazanmaya çalışıyordum. Hayatımda ilk kez bu büyüklükte 7-7.5’luk sabit termikle yükseliyordum. Sadece kafamın üzerinde oluşan buluta bakıyordum, bulut büyüyor muydu yoksa çok hızlı yaklaştığım için mi büyüyor görünüyordu algılamaya çalıştım.

Vario çıldırmış gibi ağlıyordu, iplerdeki tansiyonu hissediyor ve sadece bekliyordum. Epey bir süre termiği dönmedim sadece yukarıya giden bir roket içerisinden dışarıyı izler gibi izledim bulut büyüyor, köyler küçülüyordu. Bulut tabanı 5.000mt’yi aşmıştı 4.900 geçmiş yükselirken, aşırı soğuk ve nereden çıkıtğını bilemediğim bir uçak korkusu ile termiği bırakıp uçuşa geri döndüm. Normal insanların uçak korkusu uçağa binmek ile ilgilidir, bizimkinde ise bulut tabanında karşınıza uçak çıkması!  Bir gün bulut tabanında gülen bir yamaç paraşütçüsü ile karşılan bir uçak pilotu olursa kayıtlara geçsin diye yazıyorum böyle bir şey aklından geçiyor olabilir.

Fırat’ı geçtikten sonra yerleşimler büyümeye ve sıklaşmaya başlamış dolayısıyla yollar da büyümüştü. Altımızda yol olduğu için çok daha iyi hissederek daha hızlı uçuyorduk. Uçuş ilerledikçe tebrik sıklıkları artmaya başlamıştı, ilk 100+km tebriği, sonrasında 150’ler, 200’ler, ben ise 174km’yi geçmiştim ve EN-B Türkiye rekoru tebriğimi almıştım. Öndeki gruba yetişmeye çalışıyordum ancak bir ara yanlış anlama sonucu rotayı güneye çevirip Harran’a doğru hattan çıktım ve Mardin yoluna geri döndüğümde biraz zaman kaybederek de olsa uçuşun bir başka güzel etabına girmiştim.

Altında uzanan bir yol, termik dönmediğin halde yükseldiğin bir hat. Full speed ile benim kanat bile 92-93 km hızları görüyordu. Bir yanda Mardin’e uzanan dağ sırası, diğer yanda Suriye ovası, grup 20 km kadar ilerimdeydi. Ben ise yol üzerinde devriye aracı gibi araçları solluyordum ama üstlerinden. Viranşehir’e yaklaşırken doğanın çağrısını derinden hissetmeye başlamıştım. Uzun uçuşlar öncesi ne yiyip, içtiğine dikkate etmezsen böyle şeylere katlanmak zorunda kalıyorsun. 

KİMSE İNMİYOR!

250 km geçtikten sonra artık inerim herhalde diye düşünüyordum, Yunus da inmeyi planladığını söylüyordu ancak kimse inmiyordu, 300 tebrikleri başladığında, mevcut süzülüş ile 300km’ye rahat ulaşabileceğimi gördüm. Telsizden gelen sesle arkamdan Volkanın yetiştiğini duydum, Kızıltepeye inmeye odaklanmıştım. Termik dönmeme kararı almıştım ama tabakta bırakılan yemeğin verdiği günahmış hissiyle, büyük bir termiği rahat etmeyip dönmeye başlamıştım. Yunusun telsizden yakında ve aynı irtifada uçak anonsu ile termiği bırakmam bir oldu. Her yanda uçağı arıyordum ama göremiyordum, Aviofobi yine devreye girmişti.

Dikkatimi çeken bir konuda normalde şahin, kartal gibi avcı kuşlar veya kırlangıç yada ebabiller ile beraber uçarız. Bu uçuşta bir tane hariç hiç kuş görmedim. Oysa Anadolu bolca vardır, sıcak ve ağaç sayısı ile ilgili olabilir.

Bu arada sınıra yakın uçmaktan bahsetmek gerekir, GPS üzerinden sınırı anlayabiliyordum ancak bu kadar yakın olurken diğer tarafa geçmek çok zor değildi. Ayrıca ileride (Hakan ve Basatın indiği) sınır yola çok yaklaşıyordu (bir kaç yüz metre) ve yolun altı mayın tarlasıydı.

MAYIN TARLASININ ÜZERİNDE UÇMAK

Suriye’deki savaş başlamadan önce mayın tarlalarının temizlenip, tarıma açılması söz konusuydu ancak savaşla beraber mayınlar halen oradaydı.  Sınırın öbür tarafından ateş açılma ihtimali vardı ya da sınırın bizim tarafından! Ufak bir hata ve biraz rüzgar desteğiyle militanların insan kafasıyla futbol oynadığı topraklara girmek zor değildi. Diğer yandan hafta sonu olsa da bölgede devriye gezen jetler olabilirdi.

Derviş ve Yunus’un iniş haberleri geldiğinde ben de Kızıltepeye inmeye kararımı vermiştim, bu şekilde buluşup hızlıca geri dönebilirdik, hatta Derviş ile araç kiralamasını konuşuyorduk. Eğer Kızıltepeyi geçersem geri dönmek için çok vakit harcamam gerekebilirdi ve doğanın çağrısı gittikçe dayanılmaz bir hal alıyordu. Kızıltepe üzerine geldiğimde şehrin tek yeşil yeri olan futbol alanını gördüm ve maç oynandığını seçebiliyordum. Az ötesinde ise şehir otogarı vardı. İnmek için biçilmiş kaftandı, hem sahada tuvalet vardıJ iniş üzerine gelip döndüğümde rüzgarı şiddetli olduğunu ve beni geri sürüklediğini gördüm, speed’e sonuna kadar bastim muhtemelen stadın yanındaki sarı alana yetişip inebilecektim ancak alçak irtifada speed’e basmanın korkusu vardı içimde. Tam arkamda gün batıyor ve ova iyice sararmıştı sol tarafımda Mardin dağları.

İNİŞ ASKERİ POLİGONA!

Alanın üzerine alçaldığımda aşağısının, boş bir arazi değil askeriyenin atış poligonu olduğunu gördüm ve tekrar futbol sahasına doğru speede basarak devam ettim. Bu arada telsizden Yunusun askeri sahaya iniyorsun uyarısını duymuştum. Poligona inmemeliydim. Sınıra yakın bir bölgede sıkıntı olabilirdi. Türbülansa rağmen sahaya ulaşmak için devam ettim. Sahadakiler beni farketmişler, maç durmuştu ancak düdük sesleri arasında sahaya çok sayıda insan geliyordu. Sahanın 10 mt kadar üzerindeyken her tarafın asker dolu olduğunu gördüm, indiğim yer askeriyenin ortasıymış. Öyle kurak bir yerde tahmin etmem gerekirdi belki. İnmemle beraber inzibatlar yanıma geldiler, komutanın geldiğini söyleyip kim olduğumu sordular, ben de durumu anlattım ve kanadı hizlica toplayip kenarda uygun bir yere aldim. Yedi buçuk saattir havadaydim, hava çok sıcaktı, yorulmuştum, nüfus cüzdanımı verdim ve malzemeyi toplamak için biraz süre istedim.

Bu arada bizi SPOT’tan izleyen arkadaşlar olduğunu daha ayağım yere değer değmez arayanlardan öğrenmiştim. Telefon susmuyordu, bir yandan askeri yetkililere durumu açıklamaya çalışıyordum, anlayışla karşıladılar ve bir tutanak tutmaları gerektiğini söylediler. Kanadımı hızlıca toplamış ve tuvalete yetişme hayalleri içerisinde yürüyordum ki, zırhlı bir polis aracı yaklaştı beni hızlıca araca bindirdiler, nizamiyeye araçla gideceğimi düşünüp sevinmiştim ancak askeriyeden dışarı çıktığımızda nereye gittiğimiz sordum onlarda karakola gidip ifade vermem gerektiğini söylediler.

Zırhlının içi sıcaktan yanıyordu ve benim tek hedefim tuvalete yetişmekti, uçmaktan daha zordu. Nüfus kağıdımı uzatırken durumu izah ettim ve beni bir an önce karakola yetiştirmeleri gerektiğini söyledimJ Karakola vardığımızda hava kararmak üzereydi ve iftar vaktiydi.

Elimi yüzümü yıkamış bir mutlu bir insan olarak otogarda diğer arkadaşlarımın beklediğini söyledim, zaten nüfus cüzdanımı almışlar ve durumu öğrenmişlerdi. Zırhlıyla beni otogara bıraktılar. Gittiğimde Hakan, Basat ve Muharrem hariç herkes oradaydı az sonra onlarda geldi. 9 kişi Türkiyenin ilk 300+ km’sini uçmuşlardı. Dora ve Basat benim uçuşun rekor olma ihtimali olduğunu söylüyorlardı. Yunus, ben ve Volkan Gaziantep’e otobüs bileti aldık ve gece 3.30 uçağına rezervasyon yaptırdık. Diğerleri ise Mardine gittiler. Sabah uçaktan inip işe gittiğimde yorgun ama mutluydum.

BİZ KİMİZ:

Hakan ile beraber kurucu üyesi olduğumuz Albatros Sportif Havacılık Kulübünü temsilen üç kişi olarak Hakan Akçalar, Basat Okay ve ben vardık. Üçümüzde halen kulübün aktif olarak yönetimindeyiz. Hakan ve Basat ikiside Türkiyenin en iyi ve efsane pilotlarından eski Türkiye rekorları olan dinolar! Yıllar önce Basatla beraber yine EN-B kanatlarla 100+’yı ilk geçen iki pilot olmuştuk. Diğer arkadaşlarımız ise Ankara kökenli pilotlar. Muharrem “Maho” ve Derviş eski deneyimli pilotlardan, Yunus, Dora, Umut ve Volkan ise yeni nesilden çok yetenekli pilotlar.

 

Hakan Akcalar, 343,5 km

Basat Okay, 334,0 km

Muharrem Kilic, 327,2 km

Umut Yetistiren , 317,5 km

Dora Goksal, 311,8 km

Gokhan Caglayan, 302,9 km

Yunus Nedim Mehel, 302,5 km

Volkan Gumuskaya, 300,3 km

Dervis Mahmutoglu, 300,1 km

 

Uçuşları aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz:

http://www.ypforum.com/leonardo/tracks/world/alltimes/brand:all,cat:1,class:all,xctype:all,club:all,pilot:0_0,takeoff:all&sortOrder=LINEAR_DISTANCE

Kalkış Pisti:

Narlı, Maraş ve Antep ortasında yeni uçulan bir tepe. Ağırlıklı batı rüzgarlarını karşılayan, inişe 500mt irtifası olan 1.150mt irtifada ulaşımı ve kalkışı kolay bir pist. Uçuşum EN-B kategorisi dünya sıralamasında bu kelimeleri yazdığım esnada 5. Sırada yer alıyor. Üzerindeki 4 uçuşun tamamı  Quixada / Brezilyada ve üçünü uçan bu konuda kitapları olan tanınan bir pilot. Uçanlar bilir orası rekorların kırıldığı XC’nin kabesi ayrı bir yer. Yani sıkı dur Quixada çok sağlam bir rakibin var artık. Buradan 450 km uçulduğunu kısa sürede göreceğiz. Umarım Türk pilotlarına nasip olur.

Teşekkürler:

Bizi karşılayan, ağırlayan, misfirperverlikte sınır tanımayan Maraş ili “MAHAVK” ve Antep ilinin “GASHAK” tüm pilotlarına öncelikle bizi evinde ağırlayan ve tepenin uçuşa açılmasında emeği olan MAHAVK başkanı Mahmut Hopur’a,  Yasemin Yalçın, Ömer Turgut, Adem Tırpancı ve Barış Çelik’e, tepeye gitmek için bize gaz veren Muharrem “Maho” Kılıç’a, Maraş’a gitmek üzere uçak biletini alıp inanç ve kararlığını gösteren Basat Okay’a, Meteo tahminleri ve bana rekoru kırmak için gelmem konusunda ısrarlı daveti için Hakan Akçalar’a, uçuş sonrası tüm samimiyetleri ile tebrik eden tüm herkese sonsuz teşekkürler……

Ve tabii ki bu topraklarda özgürce uçabiliyorsak Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, hayatlarını gökyüzüne ve uçmaya adamış Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ ve tüm hava şehitlerine

İstikbal Göklerdedir……