Hakan Kılıç

Yeni bir soğuk savaş öncesi...

  • Son Güncelleme: 5/04/17 23:57:35
  • 6

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

Dünyadaki Son Askeri Gelişmeler Işığında Tehdit Senaryoları Ve Kısa Yorumlar

Bana en çok saygı duyulacak ve kayda değer Rus lideri hangisidir diye soracak olsanız, CIA raporlarında iddia edildiğine göre 400 milyar dolarlık serveti ile dünyada krallardan sonra en zengin devlet adamı Putin’ni değil başka bir Rus liderin ismini verirdim.

Rus vatandaşı olsam ve cebimdeki paradan ziyade biraz daha küresel düşünebilsem; SSCB’yi yok olmaktan veya dolaylı olarak dünyayı büyük bir savaştan kurtaran adamı, yani Rusya’nın bugünkü yeniden dirilişine temel oluşturan “glasnost ve perestroyka” nın mimarı Mikhail Gorbaçov’u seçerdim. Yani, SSCB’nin kontrollü yıkılışı ve Rusya’nın kuruluşuna zemin oluşturan adamı…

Bugün maalesef yeniden başlamış olan Soğuk Savaş, 90’lı yıllarda SSCB’yi (aslında Rusya’yı) kurtarmak için bu adam tarafından sonlandırılmıştı. Gorbaçov’un geçen aylarda basına verdiği demeçlerdeki Soğuk Savaş’ın yeniden canlanması, hatta 3.Dünya Savaşı tahminlerini savunma sanayi / askeri teknolojiler veya uluslararası politikaya meraklı olanlar zaten duymuş ve okumuştur. Ben kısaca hatırlatacağım…

Amerikan başkanlarını bir kenara bırakırsak son elli yılın en meşhur Amerikan siyasetçisi ve devlet adamı olan ABD eski dış işleri bakanı (Nixon döneminde) yaşayan efsane Henry Kissinger’ ın 3.Dünya Savaşı hakkındaki görüşlerini aktaracağım.

Sonrasında ise son bir iki yıldır dünyadaki askeri gelişmeleri çok özet olarak ülke bazında anlatarak bu iki yaşlı kurdun soğuk savaş ve ardından muhtemel savaşa yönelik görüşlerinin ne kadar gerçekleşebilir olacağını sizlerin yorumuna bırakacağım.

MİKHAİL GORBAÇOV NE DEMİŞ?

Son dönemde yaptığı bir açıklama şöyle;

 “ABD’nin zafer tutkunu politikaları yeni bir Soğuk Savaş’ın da temelini attı. Aslında kendileri bu ruh haliyle bir vahşi ormanda kaybolmuş durumdalar. Bizi de o ormanın derinliklerine çekmek istiyorlar. Sürekli duyduğumuz; Rusya’ya yeni ambargo açıklamaları… Akıllarını mı kaybettiler? Ukrayna, olabileceği düşünülen bir kriz değildi, oldu. Kontrolsüz gelişiyor ve sonuçta bir Avrupa savaşının çıkması riski güçleniyor, böyle bir savaş kaçınılmaz olarak nükleer hesaplaşmayla biter...”

3.Dünya Savaşının çıkacağına dair işaretler gördüğünü iddia eden Gorbaçov’un Time dergisine verdiği demeçlerde ise; Avrupa’da her geçen gün daha fazla birlik ve tank yığıldığını, NATO ile Rus ordusunun giderek birbirine yaklaştığını, birbirine vurma mesafesinde olduklarını söyledi. (Aradan geçen zamanda sanki Gorbaçov’un kehanetini doğrular gibi 1 Nisan’da gazetelere yansıyan haberlere göre bölgeye sürekli zırhlı birlik nakledilen ABD güçleri Polonya'nın Orzysz şehrine ulaştı. Şehir Rus toprağı olan Kalingrad'a 2 saatlik mesafede. Ayrıca, dünyanın 3. Dünya Savaşı’na hazırlık yaptığını iddia eden Gorbaçov medyanın da buna çanak tuttuğunu söylemişti.

HENRY KISSINGER NE DEDİ?

94 yaşındaki Kissinger’ın söyledikleri ise insana çok sağlıklı gelmiyor. Hatta sağlıklıdan ziyade sanki ununu elemiş ipini asmış, söylediklerinin kimseyi ve hiç bir kurumu bağlamayacağını düşünürcesine pervasızca ve skandal ifadeler.

Ancak bizi yani bu makaleyi ilgilendiren yönü ile enteresan ve korku verici. Özetle o da savaş çanlarının çaldığını bunu duymayanların sağır olduğunu söylüyor.

ABD’nin Rusya ve Çin’i yemlediğini, tabuta çakılan son çivinin ise İsrail’in ana hedefi İran olacağını söylemiş (Aslında bugün çok dile getirilen bir görüşe göre; ABD, Ronald Reagan zamanındaki silahlanma yarışını hızlandırıp yıldız savaşları projesi ile blöf çekerek SSCB’nin savunma sanayine gereğinin çok üstünde yatırım yapmasını sağlayarak ekonomik olarak çökmesine sebep oldu. Bugünde ekonomisini baltalamak için ABD’nin ayni tuzağı Putin’e kurduğunu iddia edenler var. Bu görüşün aksine bu bir züğürt tesellisi de olabilir).

Kissinger’in benim için (barış yanlısı biri olarak) dehşet verici olarak nitelendirilebilecek olan sözleri ise şöyle devam ediyor;

“Biz Çin askeri gücünü artırmasına ve Rusya’nın Sovyetler dönemindeki konumuna dönmesine fırsat veriyoruz. Böylece onlara yersiz bir meydan okuma hissi veriyoruz. Bu şekilde hepsinin de hesabını topluca görme imkânı bulacağız. Biz elleri tetikte bekleyen bir keskin nişancı gibiyiz. Onlar harekete geçtiğinde, biz de onları indireceğiz. Önümüzdeki savaş o kadar kesin sonuçlu olacak ki, yalnızca bir tek süper güç ayakta kalacak. Bu nedenle Avrupa Birliği hızla tek bir devlet olmaya çabalıyor. Çünkü onlar da yaklaşmakta olanı ve var olabilmek için Avrupa’nın tek bir bütünleyici devlet olma mecburiyetini biliyorlar. Avrupa’nın acelesine bakarak üzerimizdeki kara gölgeyi çok iyi bildiklerini anlıyorum.

Petrolü kontrol ettiğinizde, ülkeleri kontrol edersiniz… Yani yiyecek ve halkları kontrol edersiniz….Eğer halktan biriyseniz, dağ başına gider, kendinize bir çiftlik yapıp savaşa böyle hazırlanabilirsiniz. Fakat mutlaka silahlanmanız gerekir. Çünkü aç kalabalıklar etrafta geziyor olacaklar. Ayrıca, elitler kendi güvenli bölgelerinde, özel sığınaklarında olacaklar. Tıpkı diğer normal insanlar gibi dikkatli olmalılar, çünkü onların da sığınakları ayakaltında olacak”

Kissinger’ın bundan sonra söylediklerini ise tanımlayacak kelime bulamıyorum… Sözlerinin bir kısmını objektif değerlendirmek zorlanıyorum. Bu kadar ciddi ve akıllı bir devlet adamının bu derece hırslı konuşmasının kendisi de ifade ettiği i hayallerini, olacaklar ile karıştırdığını düşünüyorum. Şöyle devam etmiş:

“…Biz askerlerimize yedi Ortadoğu ülkesini kaynakları için ele geçirmelerini emrettik. (Sanırım burada yönetimlerini kast ediyor tam işgal değil) Ve onlar da neredeyse görevlerini tamamladılar. Askerler hakkında ne düşündüğümü hepimiz biliyoruz. Ancak bu sefer aşırı derecede emirler aldıklarını ve görevlerini başardıklarını söyleyebilirim. Yalnızca son birkaç adım kaldı.

Örneğin, güç dengesini gerçekten de etkileyecek olan İran’dır. Çin ve Rusya daha ne kadar Amerika’nın ortalığı toparlamasını izlemeyi sürdürebilirler? Eninde sonunda büyük Rus ayısı ve pinekleyen Çin savaş makinası harekete geçecek. İşte o an İsrail’in bütün silahları ve gücüyle savaşacağı, öldürebildiği kadar çok Arap öldürdüğü bir an olacaktır. (Rusya’nın Suriye’de, Çin’in Çin denizinde yaptıkları Kissinger ‘in bahsettiği bu izlemeyi sürdürme politikasından vaz geçtiklerini gösteriyor olabilir mi?)

Eğer işler yolunda giderse, sonunda Ortadoğu’nun yarısı İsrail’in olacak. Gençlerimiz son on yılda hem savaş alanlarında hem de konsol oyunlarında çok iyi eğitim gördüler. Yakın geleceği öngörerek ürettiğimiz, yeni Call of Duty Moden Warfare 3 oyununun, gerçeği tam olarak yansıtıp yansıtmadığını görmek çok ilginç olacak. Birleşik Devletler ve batıdaki gençler savaşa hazırdır. Çünkü onlar iyi piyadeler ve askerler olmak üzere programlandılar. Savaş meydanlarına gitmeleri ve Çılgın Çinliler, Ruskilerle savaşmaları emredildiğinde hepsi de itaat edecektir. Sonunda savaşın küllerinden yeni bir dünya doğacak, yeni bir dünya düzeni inşa edeceğiz. Sadece tek bir süper güç kalacak ve o bütün dünyayı yöneten küresel hükümet olacaktır. Şunu asla unutmayın, Birleşik Devletler en iyi silahlara, başka hiçbir milletin sahip olmadığı başka şeylere sahiptir ve zamanı geldiğinde bütün dünya bu silahlarla tanışacak.”

Kişisel olarak bu kadar devlet adamlığı yapmış, tecrübeli, zamanında kozmik bilgilere vakıf olmuş birinin bu kadar Rus ve Çin askeri varlığından habersiz konuşmasını ancak yaşlandığı ve elini eteğini çektiği için kozmik bilgiler ve askeri envanterlerden haberi olmamasına bağlıyorum.

Şayet yeni ABD başkanı olduğunda Trump hakkında ABD’de çıkan yazılarda “Tüccar kafalı askeri stratejilerden haberi olmayan, ne bizim ne Rusya’nı nükleer kapasitesi hakkında hiçbir fikri olmayan bu adamı nasıl gelecekteki START anlaşmalarına imzalaması için göndereceğiz?” nev’inden yazılar okumasam Kissinger’in söylediklerine inanır ve bu güne kadar kendi okuduklarım ve öğrendiklerimden şüpheye düşerdim.

Fakat demek ki başkan da seçilsen, yıllar öncenin fırtına dış işleri bakanı da olsan savunma gündemini ve askeri teknolojiyi yakından takip edemiyorsan; dünyada ki (ve Türkiye’de) birçok medya kuruluşu gibi hatalı verilere dayanan mantıksız en güçlü ordular sıralamaları veya askeri dengeler üzerine dengesiz yorumlar yapabilirsin. Hangi konumda olduğun veya ne kadar mühendislik vb. okumuş olmanın faydası yok.

Tabi ki danışmanları gerekli bilgileri artık Trump’a vermiştir. Artık yukarıda bahsettiklerimizi hepimizden iyi biliyordur (O danışmanlarından biri olan ulusal güvenlik danışmanı emekli Korgeneral Michael Flynn istifa etti ve ardından da gerek Rusya ile gayri kanuni görüşmeleri ve rüşvet aldığı ülkelerle ilgili olarak dokunulmazlık verildiği takdirde mahkemede her şeyi anlatacağını söyledi).

Ancak yeni ABD başkanı hakkında bile bu yazılar çıkınca şimdi 2.Dünya Savaşı’na bile katılmış 94 yaşındaki emekli Kissinger’ın son 5-10 yıldaki Rus ve Çin nükleer kapasitesinin ne boyutlara geldiğinden haberi olduğunu sanmıyorum. “Pinekleyen Çin savaş makinası” tabiri bakış açısının ne kadar demode olduğunu gösteriyor. En azından varsa da hislerine kapılmış gibi yok sayarak konuşmuş. Yine de kehanette bulunduğu tehlike ve soğuk savaşın yakında sıcak savaşa dönüşeceği yönündeki başka zamanlarda verdiği demeçler dikkate değer.

Son olarak aynı Kissinger’ın geçen sene İran ile yapılan ambargonun kaldırılması / nükleer silahsızlanma anlaşması için “10 yıl sonra İsrail diye bir devlet kalmamış olacak” yorumunu yapmıştı. Ancak buna kendisinin de inanmadığını, İran anlaşmasını baltalamak için spekülatif bir yorum yaptığını düşünüyorum.

AVRUPA’ DAKİ NATO VE AVRUPA’ YA BAKAN YÖNÜ İLE RUSYA

Özellikle son bir aydır hiçbir gün yok ki, daha çok sosyal medyada Avrupa’da ki stratejik noktalara sevk edilen bir zırhlı birlik görüntüsü olmasın. Limanlara dizilmiş yüzlerce M-1 Abrams tankımı istersiniz, yoksa Kuzey Avrupa ülkelerine doğru yola çıkmış trenlerin üzerinde Fransız tank, zırhlı araç ve kamyonlarımı. Şurası kesin ki, kara ordusunun büyük çoğunluğunun ülke dışında olduğu ABD’nin özellikle Doğu-Kuzey Doğu Avrupa’ya konuşlandırdığı tank sayısı yakında ABD ana karasındaki tank sayısının birkaç katına çıkacak. Şimdiden merak ediyorum, geçen ay gemilerle gönderilen CH-47 (Ağır nakliye), UH-60 (genel maksat), AH-64 (savaş helikopteri) mevcudu ABD ana karasında mı Avrupa’da mı daha çok?

Soğuk Savaş döneminde bile NATO kara birliği konuşlandırılmamış olan Norveç’e kara birliği gönderilmesi 60-70’lerde Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı yılları bile geride bıraktığımızın işareti gibi. Makaleyi yazarken tweet sayfamda bir haber görüyorum; Rus balistik füze denizaltılarının (nükleer güçlü) devriye seyirlerinin sıklığı veya periyodu diyelim soğuk savaş zamanını geçmiş veya en az o zamanlar kadarmış.

Kısacası Macaristan’a yerleşen ABD tanklarından, Slovakya’ya yerleşen NATO birliklerine kadar tüm Avrupa’ da yeniden zuhur eden Rus korkusu ve son on yıllık rahat ve rehavet ortamı yerini hızlı bir silahlanmaya ve silahlanmanın bedava ve bir anda yapılamaması sebebi ile de panik içinde NATO’ya yani ABD’ye sarılmaya dönmüş durumda.

Artık Avrupa’da ki birçok küçük devlet artan Rus hava sahası ihlalleri ve tacizleri karşısında özellikle son bir yıldır çaresiz kaldıklarını gizlememekte. Örneğin Karadeniz üzerinden yapılan Rus uçaklarının hava sahası ihlalleri karşısında Eylül ayından beri Amerikan uçaklarının Bulgaristan’da görev yapması gibi.

İlginçtir Varşova Paktı’nın eski, NATO’nun yeni üyesi Bulgaristan NATO’dan yardım istemiştir. USAF uçakları F-15C’ler Bulgar Mig-29’ları eşlik etmektedir. Rus yetkililerin yalanlamasına rağmen Bulgaristan Savunma Bakanı Nikolay Nenchev’in “çok endişe verici” olarak tanımladığı ihlaller ise sadece Temmuz ayında 10 kere gerçekleşmiş. Bunların dördü askeri, altısı sivil Rus uçakları tarafından yapılmış.

Karadeniz üzerinde Rus uçaklarının Amerikan gemileri üzerinden alçak çekmesi veya NATO uçaklarını taciz etmesi ise artık sıradan haberlerden sayılıyor. 7 Eylül 2016’da yaşanan olayda Pentagon yetkililerine göre, Rus Su-27 Flanker savaş uçağı, Karadeniz üzerinde ABD Deniz Kuvvetleri P-8A Poseidon uçağına 10 feet yaklaştı. Pentagon sözcüsü, P-8’in Karadeniz’in uluslararası hava sahasında rutin uçuşunu yaptığını, Rus SU-27 uçağının ise güvensiz manevralar yaparak ve aşırı yaklaşarak uçuş güvenliğini tehlikeye attığını söyledi.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Igor Konashenkov ise, P-8 uçağının Rusya'nın güney sınırına iki kez çok yaklaştığını ve transponder’ının kapalı olduğunu söyledi. ABD’li yetkili ise 7 Eylül’de yaptığı açıklamada transponder’ın kapalı olduğunu yalanladı (Transponder: Radyo frekansı ile uçağın kimliğini, hız, irtifa vb. uçuş bilgilerini yayınlayan cihaz).

Karadeniz’de, genelde Su-24 uçaklarının Amerikan gemilerinin çok yakınından alçak irtifadan geçişi haberlerini ise birkaç kez duymuşsunuzdur. Ayrıntıya girmeye gerek yok.

KUZEY AVRUPA’ DA DURUM NASIL?

Kuzey Avrupa ülkelerinde de durum farklı değil. İsveç gibi kendi uçağını yıllardır üretip kullanan bir ülke dahi sıkıntıda (Jas-35,37,39 Gripen vb.). Nisan 2015’yılında İstanbul’da yapılan ICAP-15 toplantısına katılan bir İsveçli Hava Tümgeneral, çok büyük bir coğrafyaları olmasına rağmen uçak ve pilot sayısındaki yetersizliklerinden dolayı Rus hava sahası ihlallerini karşılamakta zorlandıklarını söylemişti.

Diğer Kuzey Avrupa ülkelerinin durumu daha kötü. Sadece İngiltere ve Fransa gibi güçlü hava kuvvetleri olan ülkeler mücadele edebiliyor. Bu yüzden sosyal medyada sürekli olarak Fransa kıyıları veya Kuzey Deniz’inde uçan Tu-95 Bear bombardıman uçaklarının yanında uçan Rafale ve EF-2000 resimlerini sık sık görüyoruz.

Diğer küçük NATO ülkelerinde de durum farklı değil. Polonya’ya sürekli Amerikan ve NATO zırhlı birlikleri aktarılmakta. Belçika, Polonya gibi ülkelerde yeni savaş uçağı alım ihaleleri gündemde.

Ruslar ise tarihte görülmemiş bir şekilde, Kuzey Avrupa’daki topraklarına ve Polonya ve Litvanya arasında kalmış olan Rus toprağı Kaliningrad’a çılgınca füze yığıyor. Rusya ile kara bağlantısı olmayan ve Kuzey Avrupa içinde adeta bir çıban gibi kalmış olan Rus toprağı Kaliningrad bugünlerde Rusya’nın savunma sanayi fuarına döndü. Şimdiye kadar Avrupa kıtası hiç bu kadar ciddi füze tehdidi yaşamamıştı. Romanya ve Polonya’da kurulan AEGIS Ashore-Kıyı konuşlu AEGIS balistik füze savunma sistemine (radar+füzeler) Rusların cevabı Kuzeydeki ve Kaliningrad’da ki topraklarını TBM cennetine çevirmek oldu. Dünyanın en kullanışlı taktik balistik füzesi kabul edilen İskender-M balistik füzeleri 500 km menzilinde, bir çekici üzerinde iki adet taşınıyor ve 5-10 dakika içinde atışa hazır hale gelebiliyor. Ayrıca nükleer başlık taşıma kabiliyeti bir yana bu füzelerin yeniden dalış aracı yani başlığının (RV) terminal aşamasında manevra yapabildiği söyleniyor.

Hatta son zamanlarda rastladığım ancak çok güvenemediğim için tablolarıma yansıtmadığım bilgiler doğru ise yeni geliştirilen modellerin de POP-UP manevrası yapma kabiliyeti bile varmış. Eğer bu doğru ise şu tehlike var demektir. Diyelim ki, savaş durumunda ateşlenen ve tabiatı gereği parabol yörüngede hareket eden İskender Avrupa’da ki erken uyarı sistemleri tarafından anında tespit edilip yörünge hesaplaması ile hem düşeceği yer, hem de yörüngesi klasik olarak tespit edilecektir. Ancak füze POP-UP (sıçrama manevrası) yani uçuşun bir aşamasında ek bir sistem ile ufak bir sıçrama manevrası yaptığından rota ve düşeceği nokta kilometrelerce değişecektir. Bu durumda karşılaması için gönderilmiş ABM füzesi doğru yörüngeye oturmamış olacak. Daha kötüsü SM-3 gibi EKV barındıran kızılötesi arayıcı başlık ve hareket kabiliyeti olan yakalama ünitesi stratosferde İskender’in başlığını ararken doğru yörüngeye çok uzak kalacağından etkisiz olacaktır.

Aslında İskender füzesini 1000 km menzil altında bir TBM olduğunu düşünürsek parabol yörüngenin de çok yüksek irtifa (100 km üstü gibi) olmayacağı kanısına varıp, füzenin terminal fazında dalarken hedef noktaya yakın Patriot veya Aster, SM-2 gibi ABM füzeleri ile durdurulabileceğini düşünebiliriz. Dolayısı ile Rusların bu POP-UP içeren füze hikâyelerinin aslında İskender’den çok daha uzun menzilli dolayısı ile çok daha yüksek irtifadan seyreden füzelere uygulamış olduğu daha mantıklı ve inandırıcı. Zaten kaynak çok güvenilir değil. Ancak bunu uzun uzaya anlatmamım sebebi bu riski ve BMD sistemlerinin gelecekte neler ile karşılaşacağını yani konumuz 3.Dünya Savaşı riski ise neler olabileceğini örneklendirmek. Yoksa bu manevranın İskender için çok faydalı olmayacağını düşünüyorum. Ancak söz konusu teknoloji örneğin Topol ICBM’de olsa çok daha büyük tehlike olurdu. Çinlilerinde bu yönde çalıştıkları söyleniyor ama bakalım gelecek ne gösterecek.

Avrupa’da ki İskender krizinden başka belki de barış zamanı Avrupalıların canını sıkan şey yukarıda söylediğim gibi füze sistemlerini rekora koşması. Hem Kuzeydoğu Rusya hem Kaliningrad’ a S-300 ve S-400 bataryaları konuşlandırıldı. Haritalarda da gördüğünüz üzere Kuzey Avrupa hava sahası bu füzeler sayesinde bir kriz anında adeta Ruslar için kurtarılmış bölge olacak. Daha önce çok anlattığım bu füzelerin nasıl bir tehdit olacağına kısaca değinmek istiyorum. Birincisi; Ruslar S-400 radarlarının son yaptıkları tatbikatta kademeli başka sabit yer radarları ile desteklendiğinde F-22 Raptor uçaklarını bile görebileceğini iddia ediyor. İkincisi ise, ABD ve diğer batı / İsrail üretimi muadillerine göre çok daha iyi veya onlardan geri kalmayacağı ifade edilen S-400’ün tüm Kuzey Avrupa’da kuş uçurtmayacağı. Özellikle Rusların karıştırma yani EH-elektronik harbe karşı çok dayanıklı açıklamalarına şahsen inanmakla birlikte yine hava savunma yani uçak, helikopter ve İHA gibi manevra kabiliyeti sınırlı ve yavaş araçları önlemek konusunda S-300 ve S-400’ün muadili batılı sistemlerden ileride olduğunu düşünüyorum (şu an araştırma sonuçlarımdan değil, sadece kişisel tahminlerimden bahsediyorum. Zaten bu tür ifadelerin kesin konuşulması için gerçek savaş ortamı operasyonel kayıtlar lazım. Körfez savaşı öncesinde de dünya Patriot’ların Scud’ları kaçırmayacağını sanıyordu)

Ancak balistik füzelerin gerek izleme yönünden gerekse hızlarından dolayı yakalanması yönünden, seyir füzelerini ise çok çok alçak irtifadan uçması sebebi ile S-300/400’ün bu iki hususta başarılı olduğuna inanmadığım için tehdit olacağını da düşünmüyorum. Ancak uçak ve İHA sistemleri için tam bir baş belası olacak gibi. Batı dünyasında hava savunma kısmını itiraf eden çok olmasa da bu kısmına katılan çok.

Rus seyir füzelerine gelince; Kuzey Avrupa’da son zamanlarda sayısı artan diğer füze ise geçenlerde tatbikat görüntülerini dünyaya servis edilen K-300P Bastion-P taşıyıcısı. İskender füzelerini taşıyan araca benzeyen yine iki adet kanister içinde P-800 Oniks seyir füzesi bir kıyı koruma anti-ship füzesi. Suriye’ ye de satılan füzeler bir zaman Hmeymim üssüne yerleştirildiğinde yabancı savunma medyası uydu görüntülerinde aynı aracı görünce kapaklar kapalı olduğundan önce İskender füzesi sandı ama sonra Bastion olduğu anlaşıldı (Ancak Suriye’ye ait olmasa da Rus kuvvetlerine ait İskender füzeleri Suriye’de mevcut hatta son iki yıl içinde Eset muhaliflerine karşı ondan fazla ateşlendiği biliniyor).

S-300/400, P-800, SS-26 İskender-M ve diğer bombardıman uçaklarından atılan KH serisi seyir füzeleri ile Rus nükleer kuvvetlerinin tehdidi altında olan Avrupa’ da NATO ne durumda sorusuna kısa ve kişisel görüşlerim doğrultusunda cevap vermek istiyorum. Çünkü tam bir değerlendirme ve analiz yapmak takdir edersiniz ki belki beni aşacağı gibi aynı zamanda konumuzu başka yöne çekecek ve uzatacaktır. Yukarıdakileri ise son yılların hatta ayların gelişmeleri olduğu için uzunca anlattım.

AVRUPA’DA SAVAŞ ÇIKARSA

Bir savaş öncesi her iki tarafında ilgili bölgelere yığınak yaptığını farz ederek sonuç hakkında şöyle düşünüyorum (bu nu kehanette bulunmak için değil bundan sonra anlatacağım ülkelerin durumunu daha iyi anlamanız için yazıyorum);

Ne kadar kuvvete kaydırırsa kaydırsan, Su-35’ler ne kadar Amerikan uçaklarına göre üstün manevra kabiliyetine sahip olursa olsun Rus hava kuvvetlerinin, küçük ülkeler ve özellikle İngiliz ve Fransız hava kuvvetlerinin de desteği ile USAF’ın (ABD) yani NATO karşısında ne Avrupa’da nede dünyanın herhangi bir coğrafyasında hava üstünlüğünü ele geçirme şansı olmadığını düşünüyorum (belki konumundan dolayı Orta Asya).

Avrupa’da NATO ile Rusya arasında çıkacak bir savaşın nükleer savaşa dönüşmeme ihtimali çok düşüktür. Bununla birlikte tüm ülkeler askeri planlarını bir nükleer, birde konvansiyonel savaşa göre yapmakla birlikte aslında hiç kimse nükleer savaşı istemediği için gerek planlar gerekse kararlar ve stratejiler daha çok konvansiyonel savaş üzerine yapılmıştır. Yani bir nevi nükleer kuvvetler ihtiyat birliği ve karşı tarafın kullanması, kullanma ihtimalini kesinleşmesinin öncesi veya üçüncü şık olarak da (Arap-İsrail savaşında Arap işgali ihtimali belirince İsrail bombalarının uçaklara yüklenip beklenilmesi gibi) son çare olarak düşünülmektedir.

Bu açıklamadan sonra konvansiyonel açıdan devam edersek; hava üstünlüğünü sağlama olayı her ne kadar Rus bombardıman uçaklarından bırakılacak kara hedefli seyir ve satıh hedefli anti-ship füzelerinin NATO’yu çaresiz bırakma ihtimali güçlü olsa da, kısa sürede Avrupa hava sahasının hâkimi NATO olacaktır (başta Körfez savaşı gibi yığınak yapılması ön şartını koymuştum ki zaten böyle bir savaş bir günde çıkmaz).

Çünkü gerek Rusya’nın batı ile uçakları ile baş edebilecek Sukhoi serisinin (Su-27 türevleri 35’e kadar) sayısal azlığı, gerekse Rus hava-hava füzelerini menzil açısında batılı muadillerinden çok üstün olmalarına rağmen karıştırmaya dayanıklılık ve diğer teknik özellikler açısından geri kalması etkili olacaktır.

Ancak esas neden tek başına bunlar değildir. Esas neden; hava hâkimiyetinin artık aşağıda sadece birkaç maddesini saymakla yetineceğim birçok bileşenin kombinasyonu olması ve bu alanlarda Rusların NATO karşısında zayıf kalmış olmasıdır. Aslında bu açıklamayı; F-35’in manevra kabiliyeti kısıtlı iken, ağ merkezli harp teknolojisinde dünyanın en gelişmiş uçağı olmasının hava savaşı için yeterli mi sorusuna cevap olarak da verebiliriz.

Günümüzde hava hâkimiyetini sadece savaş uçaklarının ve taşıdıkları füzelerin kabiliyetleri ile sağlamak mümkün değildir. Aşağıdaki gibi birçok yüksek teknolojinin kazanılmış olması gerekmekte.

-Hava Resmi: Yani tüm hava savasındaki dost ve düşman uçan tüm unsurların çeşitli ekranlarda eş zamanlı görülmesi ve bu görüntünün yakındaki ve uzaktaki yani tüm ülkedeki radar, hava savunma ve komuta-kontrol merkezleri ile eş zamanlı olarak paylaşılabilmesi.

-Kıymetlendirme: Keşif ve istihbarat bilgilerinin, görüntü verilerinin faydalı olabilecek şekilde verilere dönüştürülerek değerlendirilip tasnif edilmesi teknolojisi ve teknolojiden ziyade nitelikli ve tecrübeli personelin varlığı.

-Ağ destekli / merkezli harekât yeteneği

-Radar izlerini tespit ve değerlendirilmesi teknolojisi ve çok kademeli radar ağının gemi, AEW&C / AWACS ve erken uyarı uydu sistemi ile desteklenmesi.

-Tam durumsal ve global farkındalık

Maddeler çoğaltılıp, alt kırılımlar eklenebilir.

(Rusya’yı ikinci bölümde Savunma bakanının demeçlerinin de dikkate alarak ayrıca anlatacağım.)

Şimdi Avrupa Kıtası’nın büyük ülkelerinin durumuna geçmeden önce madalyonun diğer yüzüne bir bakalım. Yukarıda NATO-Rus mücadelesinde hava hâkimiyeti için söylediğim kişisel görüşlerimin deniz kuvvetleri söz konusu olduğunda da çok farklı olmadığını görmekteyim. Ancak kara gücü söz konusu olduğunda 180 derece tersini düşündüğümü ifade etmek istiyorum. Armata tankı ile tank teknolojisinde geri kalmaya niyeti olmadığını gösteren Rusya, yukarıda bahsettiğim füze çeşitleri ve muazzam kara gücü ve asker sayısı, zırhlı araç teknolojileri ve sayısı, helikopter sayısı ve uçar birlik kabiliyetleri vb. birçok kara sistemleri düşünüldüğünde, ne Arvupa’ daki NATO ülkelerinin tamamından, ne de kıtaya konuşlanmaya devam eden ABD kara birliklerinden geri kalmamakta, hatta ezici üstünlük sergilemektedir.

Dolayısı ile Avrupa’nın paniği haklı sebeplere dayanmaktadır. Belki de gelecekte bir Avrupa’ da çıkacak bir NATO-Rus savaşı (konvansiyonel kalmak kaydı ile) son yüzyıl tarihinde hava hâkimiyetinin kazanılmasına rağmen ezici kara gücü karşısında yenilmekte olan ordulara şahitlik edecektir. Oysa son 60-70 yıldır bu iki husus hatta deniz hâkimiyeti de dâhil hep paralel gitmiştir.

Gelecek bölümde Avrupa’daki büyük ülkeler Almanya, İngiltere, Rusya vb. yanında diğer ülkelerdeki son yıllarda görülen askeri hareketlilik ve savunma sanayi konusundaki dikkat çekici gelişmeler ile devam edeceğiz. Sonraki günlerde ise Uzak Doğu ve Çin’de neler oluyor bir göz attıktan sonra, bütün bu gelişmeler ışığında ülkemize döneceğiz. Ancak şimdiden söyleyeyim sakın boşuna heveslenmeyin savunma sanayindeki gelişmeleri anlatacak değilim. Zaten hızla gelişen savunma sanayimizle ilgili haberleri bir çok ulusal kaynak, sosyal medya hesabı, benim kendi hesabımda ve özellikle kokpit sayfalarında editörümüz sürekli haber yapmakta.

Son bölümde ise “Silahlanma veya askeri güç olmak sadece savunma sanayi geliştirmek, tank, uçak yapmakla değil daha çok insana ve topluma yatırımla olur” tezimi destekleyen Timur zamanından bu güne kadar savaş tarihindeki örneklere değinerek, biraz alışılmışın dışında askeri tarih üzerine üç beş laf edeceğim. Bu yeni yazı dizisini 7 gün içinde bitirmeyi planlıyorum.

Gelecek bölümde görüşmek üzere.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap

YAZARLAR